20 Kasım 2017 Pazartesi

Yola Çık

Judith Malika Liberman - Masallarla Yola Çık
Çevirmen: Sibel Subaşı Hill, Hep Kitap, s.253-254
 

   Bu masal bize, hayatın rutininden çıkarak kahraman olmaya cüret eden Bran'in, ne para kazanmak ne bir şeyi kanıtlamak ne de bir ödül almak için değil, sadece kalbi ona hayata dair daha fazla şeyler olduğunu söylediği ve oyuna atılmaya hazır olduğu için bu yolculuğa çıktığını anlattı. Bran, ilham dolu bir hayat yaşamaya hazırdı.
   Hayat fısıldayarak diyor ki: Siz de hayatın iliğini emmek istiyorsanız; evreni çağırmaya ve oyuna girmeye istekli olduğunuzu ona duyurmaya cesaret etmelisiniz. Ondan sonra işaretleri fark etmeniz, her şeyi bırakabilme ve yola çıkma cesaretini gösterebilmeniz gerek.
   Engelleri görmezden gel ve adaya ulaşana kadar devam et. Bunu bir kez yaptın mı artık geri dönüş yok. Hayatı bir macera gibi yaşamaya karar verip de tam amaçlarına  ulaşmak üzereyken, gene eski konfor alanına geri dönemezsin. Çünkü artık geride bıraktığın o alan yol olmuştur. Bir kez hayallerinin peşinden gitmeye kendini adadığında, önceden bulunduğun yere dönmen artık mümkün değildir. Kendi masalının kahramanı olmayı seçtin. Düşündüğünde başını döndüren o güzel fantezileri eyleme dönüştürmeye karar verdin. İlham dolu hayata hoş geldin! Bu macerada burada seninle olmayan insanları özlersen onlara maceranla ilgili bir şarkı söylemeye ne dersin? Onlarda da senin örneğini izleyip kendi yolculuklarına başlama isteği uyandıracak kadar ilham verici bir şarkı... İlhamla dolu bir hayata öncülük eden kişi, dünyada devasa bir değişim dalgası yaratır. Kendi müziğiyle dans eden, rüzgârlara tohumlar serpen, okyanus dalgalarının üzerinde kendi hayallerini takip eden insanlar ne kadar çoğalırsa, böyle şeyleri başarmak da o kadar kolaylaşacaktır. Hakiki yolunda yürüyen her kahraman, cesaretle yaşaması için sayısız insana ilham verir. Kalıpları kırmayı ve hayatlarını kutunun dışında yaşamayı seçmiş bazı insanlar bencil olmakla itham edilirler. Birinin hayatını tam yaşamaya cüret etmesi bencillik değil, toplumumuza verilebilecek en büyük hediyedir. Bu cesur insanlar, duvarlara, içinden hepimizin uçabileceği pencereler çizerler, başkaları için yollar açarlar. Başkaları adına kendini durdurma. 

Bil ki; seni sevenler senin özgürlüğünle özgürleşeceklerdir. 

Hayalini yaşa. Bu dünyaya verebileceğin en büyük hediye budur.

11 Ağustos 2017 Cuma

Eyvah

"Güzelliğin yeraltı nehirlerine benzer.."  dedi şair ve durdum.

Etraflıca düşündüm ama bir türlü güzel bir şeyine rastlayamadım.

Tek bir tane bile.

Eyvah! Şimdi sen güzel bile değilsen, ben nasıl şiir okuyacağım!

Ne yaptın sen!


Haydi Söyle!

İki senedir yazmıyorum buraya. İyi de ediyorum. Yazmak zehirlidir, daha evvel güzelce izah etmiştim. Yazmayacaktım, gelmeyecektim. 

Belli ki panzehire ihtiyacım var.. Geldim kapına, düştüm karanlık yollarına, daldım sersemleten melodine yine.. 

Yazmayacaktım. 


27 Nisan 2015 Pazartesi

iç deniz

karanlık sular, derin ve soğuk,
bir çelik kadar parlak
siyah incisi
yüzeyde yakamoz yok
derindeyim

etlerimi çekiştiriyorlar
saçlarımdan asılıyor balıklar
çıkamıyorum.

sular karanlık ve
bir çelik kadar parlak dişleri adamın
yüzeyde yakamoz yok
korkmuyorum


tüm organlarım kal dercesine
güm güm - güm güm
kalbimle dans ediyor
katran saçlarım ve balıklar

sular sessiz ve sinsi
bir çelik kadar parlak gözleri
balıkların
kaçamıyorum.

19 Nisan 2015 Pazar

CS



...
Sonra benim uçagım kalktı… Atmosferin ortasında düşündüm: Her şey nasıl bitiyor? Nasıl yabancılaşıyor insanlar? Hiçbir şey olmamış gibi. Birlikte yemek yer miydik? Nerelere giderdik? Şakalarımız nasıl şakalardı? Kavgalarımız? Sesi nasıldı sesi? Unutmak degil, başka bir şey bu.

Cemal Süreya

OA



Çok şey vardı anlatılacak, o yüzden sustum.
Birini söylesem diğeri yarım kalacaktı.
Sen duydun mu sustuklarımı?

Oğuz Atay

24 Şubat 2015 Salı

bir adın kalmalı geriye

Ben bu "Ah" şairleri çok seviyorum, 
misal A'saf H'alet Çelebi, A'hmet H'amdi Tanpınar..

***

bir adın kalmalı geriye
bütün kırılmış şeylerin nihayetinde
aynaların ardında sır
yalnızlığın peşinde kuvvet
evet nihayet
bir adın kalmalı geriye
bir de o kahreden gurbet
sen say ki
ben hiç ağlamadım
hiç ateşe tutmadım yüreğimi
geceleri, koynuma almadım ihaneti
ve say ki
bütün şiirler gözlerini
bütün şarkılar saçlarını söylemedi
hele nihavent
hele buselik hiç geçmedi fikrimden
ve hiç gitmedi
bir topak kan gibi adın
içimin nehirlerinden
evet yangın
evet salaş yalvarmanın korkusunda talan
evet kaybetmenin o zehirli buğusu
evet nisyan
evet kahrolmuş sayfaların arasında adın
sokaklar dolusu bir adamın yalnızlığı
bu sevda biraz nadan
biraz da hıçkırık tadı
pencere önü menekşelerinde her akşam
dağlar sonra oynadı yerinden
ve hallaçlar attı pamuğu fütursuzca
sen say ki
yerin dibine geçti
geçmeyesi sevdam
ve ben seni sevdiğim zaman
bu şehre yağmurlar yağdı
yani ben seni sevdiğim zaman
ayrılık kurşun kadar ağır
gülüşün kadar felaketiydi yaşamanın
yine de bir adın kalmalı geriye
bütün kırılmış şeylerin nihayetinde
aynaların ardında sır
yalnızlığın peşinde kuvvet
evet nihayet
bir adın kalmalı geriye
bir de o kahreden gurbet
beni affet
kaybetmek için erken, sevmek için çok geç

Ahmet Hamdi Tanpınar

20 Aralık 2014 Cumartesi

Dan!

Konuşmayalım
Sen gel benim bebeklerimi al
Karşılığında tek tabanca yeter

Sen göm benim bebeklerimi al
Bir su tabancasına değer

Gülüşmeyelim susuşmayalım
Ve hatta sarılmayalım ateşin başında

Sen at benim bebeklerimi yak
Karşılığında tek tabanca yetti
Önüm arkam sağım solum sobe!
Nerdesin yine
Nereye girdi saklandı çocukluğum

Ortasındayım sokağın,
Hava karardı, küller soluğuma katıldı
Dan!
Tek damla yetti.

Hadi git, annen çağırıyor.


20.12.14

3 Aralık 2014 Çarşamba

Kaç

Ben seni seversem çocuk olurum
Kaç çocuk öldü burda hatırlar mısın?

Kaç yalancı güneş sokağı ışıttı da
Oyuna çağırdı kışın ortasında
Kaç çocuk zatüre saydın mı

Tencereler tüttü,
Masalar sere serpe yayıldı da
Kaç çocuk aç karnına yattı gördün mü

Ben seni seversem çocuk olurum
Çok çocuk olurum

Oyuncakları paketinde
Yüksek rafları süslerken
Kaç çocuk düştü balkondan duydun mu

Ah be çocuk,
Kaç be çocuk,
Çok çocuk.


03.12.14

9 Kasım 2014 Pazar

Eskiler

Yokluk diyorum İbrahim,

Yokluğun, özlemin, acının sihirli birleşkesi,
İksiri..

Onu içenler iflah olmaz der eskiler.
Neden?

Onunla beslenen başka şeyle doymaz derler
Neden?

Onu bilen ötesine inanmaz derler,
Ah şu eskiler,
Eskiler.

Yokluğu yaşayan başka bir hayat yaşayabilir mi
Yokluğu yaşayan varlığın karşısında soluklanabilir mi

Yokluğa , yokluğu, yoklukta..

Yokluk sevdiğini İlahlaştırır İbrahim,

Yokluğa dikkat et.
İlahlara dikkat et.

09.11.2014


"İbrâhîm
içimdeki putları devir elindeki baltayla
kırılan putların yerine
yenilerini koyan kim"
-Asaf Halet Çelebi-

22 Nisan 2014 Salı

İncelikli Hayta

Ayıp olmasın diye yaşıyorum.. 

Annemin doğum sancısına, babanemin dualarına, kardeşimin tebessümüne, ablamın kanatlarına ve babamın son nefesine ayıp olmasın diye.. 
Halamın her şeye inat çınlayan kahkahasına, sigaramın dumanına, çayımın rengine ve hatta okumadığım kitaplara ayıp olmasın diye..

Sana ayıp olmasın diye yaşıyorum. Bir de Bach'a.

6 Şubat 2014 Perşembe

stairs

İnsanın hayatında sıkılacağı, canını sıkacak pek çok şey var. Hiçlik de buna dahil olsun.
Aynı oranda da, sıkıntısını giderebileceği çok şey var. Meşgale, istemediği kadar..
Peki sıkıntı kafadaysa? O zaman derler ki, kafanın içinde bir merdiven varmış, onu bulmak gerekliymiş. Hani şu başı sonu belli olmayan, göz yanılgısı ya da hipnotik resimlerdeki döne döne inen(ya da çıkan) renkli merdivenler.. Belki de renksizdir. Siyah beyaz da olabilir. Ya da sırf beyaz. Ya da belki sırf siyah, simsiyah. Sen hala okuyor musun?

ohooo




Yalnız değildi.

Hırçın bir yağmur eşlik ediyordu adımlarına. Ve yağmurun aksine o,
oldukça sakin, dingin ve sessizdi. Dolaşmaya çıkmış bir ihtiyarın hızı vardı yürüyüşünde.. Ya da nereye gittiğini bilmeyen bir ayyaşın.. Hiçbir şey düşünmüyor yalnızca ayaklarına bakıyordu. Yüzünde tebessümle yoğrulmuş bilgiç bir ifade vardı. Şapkası, kulaklarını örten bir kürk şeridiyle çevrelenmişti. Tüylerin altından uzun uzun göğe baktı ve şöyle mırıldandı; "ne yağdın be amk."

25 Ocak 2014 Cumartesi

Oğuz Atay - Korkuyu Beklerken

İyi şeyler birdenbire olur; bu kadar bekletmez insanı.
Sürüncemede kalan heyecanlardan ancak kötü şeyler çıkar.
Ya da hiçbir şey çıkmaz.

Murathan Mungan

Kırılgan bir çocuğum ben.
Yüreğim cam kırığı.
Bütün duygulardan önce öğrendim ayrılığı.

Saldırgan diyorlar bana,
Oysa kırılganım ben.
Gözyaşlarım mücevher; saklıyorum herkesten.

Ürküyorlar gözümdeki ateşten,
Ürküyorlar dilimdeki zehirden,
Ürküyorlar o dur durak bilmeyen, gözükara cesaretimden.

Diyorlar: Bir yanı sarp bir uçurum,
Bir yanı çılgın dağ doruğu.
Oysa böyle yapmasam ben
Nasıl korurum içimdeki çocuğu?

Bir yanım çılgın nar ağacı,
Bir yanım buz sarayı.

Ali Lidar

"Ne çok hüzün var sahi…
Sabahtan başlıyoruz hüzünlenmeye,
koca gün yetmiyor.
Ertesi güne devrediyoruz bazı hüzünleri."

Kuru Kalabalık


“İnsanların hemen hepsi hayatı karın doyurmak ve gelişigüzel biriyle yatmaktan ibaret farzedeler. Halbuki bu takdirde insanın diğer hayvanlardan ne farkı vardır, onların akılları da karınlarını doyurmak ve kendilerine bir eş bulmak hususunda kâfi derecede hizmet görüyor, ancak bunları düşünmek, onlardan hiç ayrı olmamak demektir, halbuki insanın bir de aklı vardır ki, yemek, yatmak, eğlenmek gibi şeylerle alakadar olmayan bir takım ihtiyaçlar taşır. Kendine yakın bir arkadaş arar. Kendisine yardım edecek diğer bir insan ister ve bunun mümkün olabilmesi için yardım isteyen diğer insanlara yardıma hazır bulunur. Sonra muhakkak sevilmek ister, bunun için de başkalarını sever. Düşün, dünyada yalnızlık kadar feci bir şey var mıdır, Tabii yalnızlıktan kafa yalnızlığını kastediyorum, yoksa dünya bir sürü kuru kalabalıkla dolu…”

Sabahattin Ali
Eşi Aliye'ye hapishanede yazdığı mektuptan, 1935.


20 Ocak 2014 Pazartesi

ben bunu daha evvel de yazdım buraya.

O bir çay istemişti, trenin içinde
Biz tren yolcusuyduk, çölün içinde
Ben yalnız kalmıştım, senin içinde
Oysa kaç kişinin yerine sevmiştim seni!

Aşkı geçtik, gözlerini açabilirsin.

O bir dile sığınmıştı, sözü içinde
Yolu yoluma çıkmıştı, çölü içinde
Ben eski kalmıştım, senin içinde
Oysa kaç çocuğun yerine övmüştüm seni!

Düşü geçtik, kendine bakabilirsin.

O bir bende kırılmıştı, hayli içimde
Issız otağ kurulmuştu, canım içinde
Ben kime kalmıştım, senin içinde
Oysa kaç bahçe yerine açmıştım seni!

Kimi geçtik, kimseye sorabilirsin.


Haydar Ergülen, İç Nefes

Kürşat Başar - Başucumda Müzik

Bazı insanlar başlanmışken bitirilmek için okunan kitaplara benzer. Sonunda ne olacak diye merak edip okursun ama sonunda hiçbir şey olmaz.



Leyla Erbil

"Birisine anlatmak da ucuzlatıyor ya işi, ne bekliyorsun karşındakinden, o acıyı gidermesini mi? En iyisi susmak."




18 Ocak 2014 Cumartesi

tren de olsun

Yorgunum, hiçbir şey bilmiyorum. Tek istediğim, yüzümü kucağına koymak, başımın üzerinde dolaşan elini hissetmek ve sonsuza dek öyle kalmak..

Franz Kafka


17 Ocak 2014 Cuma

Tom Abi Bekler.

Bu kaçıncı çay bardağı bilemiyorum
Tadı kaçtı artık, kaçırdım mı, o mu kaçtı, her ne ise. keyifsiz.
Ne yapsan keyifsiz kapısına çıkıyorsan, yazmaya başlıyorsun hah!

Yazmak bir nevi keyif aracı mı? Keyifsizlik anında kaçıp sığınılan bir şefkat kucağı mı? Yoksa uyuşturucu türünden, unutturan keyif verici bir madde mi? Bundan bize ne?

soru sormak kolay olsa gerek,

rüyamı hatırladım tam şimdi.

bilmediğim bir mahalle vardı, komşular, bilmediğim ama rüyamdaki ben onları tanıyordu zannımca, bir mevzu vardı, önemliydi,

rüyamdaki ben önemsiyordu hatta endişeliydi de .. Ama neydi şu mevzu?

Neyse, bi parça koyayım da dinleyelim.



14 Ocak 2014 Salı

hakkaten

Bizim mi bu mutsuz suratlı seçimler ?

Bizim mi sebepler, sonuçlar ?

Bize mi işliyor şu tıkır tıkır zaman ?

Hakkaten ?

biz yoksak zaman yok mu yani,
ya da mutsuzluk
ya da sepep
ya da sonuç

yok mu bunlar biz yoksak.

ama bak onlar, şu gidenler mesela, yoklar,
bunların hepsi gene var.
duruyorlar kendi keyiflerince..

biz öylesineyiz.
onlar ise, şöylemesine..

30 Aralık 2013 Pazartesi

SusPus

Yakut işlemeli kıvrık hançer,
Göbek deliğinde birkaç tur döndükten sonra yukarı çeviriyor yüzünü

İstikamet o ki boğaz manzarası hevesinde, insan anlıyor, acıyla birlikte anlıyor.

Gözlerin fırlıyor da ateşinden yüreğinin, dilin sus pus anlıyorsun..


Daha ne kadar yanmalıydık bu dibi derya uçurumda..
Ne zaman doyardı ateş ya da kader? 
Ki bir karınca bile yok görünürde..

12 Aralık 2013 Perşembe

şöylemesine

ve şimdi bekliyoruz,
öylesine,
şöylemesine uzuuuun bir bekleyiş

beklemiyor gibi yapıyoruz, göya iyiyiz. yediğimiz önümüzde yemediğimizden haberimiz yok. iyiyiz ya göya. iyiydik biz.

bu aldıkların gittiler. onlarda, buradakileri de aldın. şu da gitti. gene de alabilirsin. belki de alacaksın.
hem verir hem alırsın.

ama terazi yok. el yordamı, avuç hesabı ya da her neyse.

haber salmış, alışverişe bir süre mola vermiş sağolsun.

böyle duruyoruz anası belirsiz bilmem ne çocuğunun dünyasında, bilmemne ile bilmem kim.

öyle öyle tabi . o dediğini biliyoruz. anladık, oraları geç hadi, buralara bak. bunlardan anlar mısın?

anlasan ne olurdu ki zaten. tut ki anladın, gene aynı. gene duracağız şöylemesine uzuuuun bir bekleyişle..

gidip geleceğiz beklerken, volta atacağız, koşacağız duvarlara çarpa düşe.

şimdi ne yapmalı bunlarla. onları aldın, şunlardan iteledin önümüze. ne yapalım isterdin? belki de elin çarptı işte öylesine. düşen düştü kırılan kırıldı. öylesine.

şimdi mevsimlerden sıkılmış bir ağaç, yapraklarını dökmeye üşeniyor ama rüzgâr yardımına koşuyor sağolsun, sonra yağmur, sonra kar, sonra güneş. sonra gene rüzgâr sonra gene  sonra gene.. genegenegenegenegenegenegenegenegenegenegenegenegenegenegenegenegenegenegenegenegen gene.

sonra başka ağaçlar, başka mevsimler.

Eeeee?

Eee  sonra?

şöylemesine saçma bir yokluğun içinde

Öylesine ve de böylesine bıkkın bir bekleyiş.

Daha ne olabilirdi,

Daha ne olsun.






121213









13 Kasım 2013 Çarşamba

Su

"Ve dörtte üçü su olduğundan mı
Vücudumuz okyanuslar gibi Ay'ın cazibesinin etkisindedir?

Bu yüzden mi içimiz gelgit hâlindedir?

Bu yüzden mi sudan sebeplerle yitiririz, su gibi aziz şeyleri çoğu zaman..
Sular durulduğunda aydınlanır anlamlar ama

- sular durulmaz dalgalanmadan..."

N.Bekiroğlu

6 Kasım 2013 Çarşamba

İnce Karaköy





Bazen ince belli oluyorsun avucumda
Kıpkırmızı gülüşünle
İçiyorum seni 
Doymuyorum belki ama
Yetiyorsun
Soluklanmaya.

İnce Belli

İnsan kaç ölü gömdüyse o kadar yakındır hayata
Ne kadar derine gömdüyse de
O kadar uzak.

İnsan ölüleriyle bağlanır mı hayata?
Sırf onları yâd etmek, yaşatmak için
Yaşar mı ve hatırlar mı
Acı çekeceğini bile bile?



Senin ellerin uzanıyor yattığın yerden
Göğe değil belki ama
Bana yetişiyor, ellerin
O kucak dolusu ellerin.

Gözlerin doluverir bir başkasının
bıraktığı boşluğa
Hiç ağlar mıyım sen varken..
...


Bazen ince belli oluyorsun avucumda
Kıpkırmızı gülüşünle
İçiyorum seni 
Doymuyorum belki ama
Yetiyorsun
Soluklanmaya.







İnsan diriye ağlar mı hiç?
Yalan.
Her damla gözyaşı toprağın altına selâmdır
Üzerinde açan çiçeklere candır
Vefadır belki, 
Sadakat.

Her hıçkırık, ardından yakılan ağıttır
-Sen dönmeyeceksin elbet
bekle
Yaklaşıyorum sona/sana.

***


Bu fotoğrafın parçası;