25 Şubat 2009 Çarşamba

zmn

Bir dikişte içerken zaman kıymetlini,

Akıntıda debelenme boşa,

At küreklerini..

sa.

14 Şubat 2009 Cumartesi

sızı

kısır kaldı kelimeler kaçtılar içeriye. saçmalamak son kapıydı çalınmadık kalan ve o da açıldı kocaman şimdi. olsun, zaten başka bir kapının da açılacağı yoktu bu nasırlaşmış yüze. sesler duyup diyar diyar gezinmeyi huy edinmiş bir fukara, ziyafet çekmeli adım attığı bu pek tanıdık odaya. misafirleri iki sıçanla bir tahtakurusu. mutlu küçük ve yeni yuvasında, olsun. yazsın şimdi o çocukluğundan kalma masalları duvarlara. çığırtsın tüm türküleri diline dolanan ve mutlu sona ersin son nefesleri bu odada. ne mutlu!

Puzzle?

Click to Mix and Solve">

FikirHane







Siyah&Beyaz:
Neden beyaz üzerinde siyah kaybolur. Kendisi değildir, hiç olmamıştır beyazın üzerine düştüğünde. Zayıf kalıverir güçlü sandığı tonuna rağmen, silik. Ama gel hele sen siyah üzerine beyaza da gör bayramını, çümbüşünü bu ikilinin; özellikle de siyahın. Onun borusu öter, hüküm sürer; vakarlı ve asil. Kapıp götürür karanlığına alıp, içine çekip.. Gözlerini alıştırır evvela, sonra beynini.. Sonra sarar aklını-fikrini ve nihayetinde de bedenini.. yazık.

O3.o4.o8
O1.o9

Rüzgar:
Adem & Havva’dan bu yana yaşamış, gülmüş, sevmiş, sevilmemiş, düşmüş, kalkamamış; hatta kaldırmamış ya da her daim ayakta olmayı başarmış, başaramamış, kanlı canlı iken toprağın ağlarına takılıp kemik tozuna dönüşen insanların ruhları; bedenden sıyrıldıktan sonra havaya yükselip süzülmeye başlamış. Daha sonra, doğanlar ve ölenler çoğaldıkça bu havada süzülen kütle genişlemiş ve canlıların ellerini, yüzlerini, saçlarını okşayan; kızdı mıydı havaya uçuran, hatta ve hatta bir araya gelip evlerini tarumar eden “rüzgar” olmuşlar..
Fırtına:
Bu ruh topluluğunun; yaşayanları kıskandıklarında, Yaradan’a isyan ettiklerinde hızlarını alamayıp yeryüzünde bozgunculuk yapma hali..

Bulut:
1. Kısaca bakınız “çiş”.
2. Kanalizasyon denize döküldüğüne, o engin sulara karışıp zamanla buharlaşır, lakin bu buharlaşma esnasında deniz suyunu insan dışkısından ayırt eden bir renk oluşur havada. Deniz suyu şeffaf iken, geri kalan kısmısı (bkz madde 1.) kendini hal değiştirerek gizleme çabasına girip ıkındığında “puf” diye beyaz hale gelip gökyüzüne takılır. Baktı ki gözden kaybolmak imkansız; tepede, şirin bir eda ile hiçbir şey olmamış, sanki insanoğlu ile hiç tanışmamış havasında gezinir durur. Ta ki, bu tavra kızan Yaradan, onu ceza olarak suya dönüştürüp; özüne, insanoğluna gerisin geri dökene değin..

19.o6.2oo8
13.35

FaRe






FaRe




Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde bir samanlık faresi yaşarmış. Bir gün gelmiş, bu samanlık faresi artık karanık delikler ve saman çöpleri içinde yaşamaktan sıkılmış. Çıkıp insanlar gibigüneşli havalarda dolaşmak, çimlerde taklalar atmak, denizlerde yüzmek istemiş. Çok şeyler istemiş, boyunu aşan ve hiç mi hiç nasibi olmayan şeyler istemiş. Yalnızmış, ne konuşacak kimsesi, ne de akıl verecek büyüğü varmış. Bu bizim tez kanlı, deli canlı fare sonunda dayanamayıp kendini samanlıktan dışarı atmış. Az gitmiş uz gitmiş, dere depe düz gitmiş ve karşısına çıkan bir at arabasının arkasına atlamış. Yol boyunca hep hayeller kurmuş. Gideceği uçsuz bucaksız çimlikleri, mis kokulu deniz kenarlarını düşlemiş. Ancak bu yolculuk biraz meşakkatli imiş. Çokça kayalıklarda zıplamış, yağmurlarda ıslanmış ama hayalleri onu ısıtıp, hevesini canlı tutmaya yetmiş. Ta ki..
Ta ki, farenin hayellerini taşıyamayan at arabası devrilene kadar.At bir yana, araba da bir yana savrulmuş.Tahta tekerleğin altında karnı ezilip patlayan farecik ise, kendi kanında boğulup ölmüş. Taşıyıp durduğu hayalleri ise havaya savrulup, yaşayan diğer canlıların üzerine savrulup dağılmış..


12.01.09


23.34