25 Nisan 2009 Cumartesi

üzeyt

siyah üzüm
yuvarlanıp düştü eteğine
küçük kızın

kimse farkında değil

meraklı iki siyah zeytin
gözleriyle
süzdü ve irkildi
karalığı karşısında üzümün
kırmızı kurdeleli küçük kız

kimse farkında değil

ufak parmaklarını uzattı
dokundu siyah inciye
parlayan güneşte

kız gölgede
etek kızda
üzüm etekte

kimse fakında değilken yine;

yutuverdi siyah şeker topunu
bir solukta
kurdelesi rüzgarda uçuşan kız

buruştu tombul yanak
doldu inci gözler
aksırdı biraz
kaldı boğazında çekirdeği

ah zeytin ağacı!

kimse farkında değildi.


,



19.o5.o8
..

sen

bir yıldız geçiyor gözlerimden
kıpkırmızı, kor kırmızı, kan kırmızı
kırmızı.

tutasım geliyor,yakalayıp yutasım,
dilimde söndürüp,
yudum yudum kanasım

ışıltısını içimde saklayıp
onunla birlikte parlayasım
hiç sönmeden sonsuza uzanasım geliyor

işte böyle oluyor
sen bakınca içeri
benden içeri

,



25.o4.o9
00.17

24 Nisan 2009 Cuma

şövalye

Kapkaranlık etraf,
sokak lambası öylesine sönük ve tiz ki
etrafında uçuşan sinekler birbirine giriyor adeta

Çok soğuk hava,
yağmur öylesine şiddetli ve hızlı ki
başımı delecek sanıyorum her bir damla

ve bir araba,

gürültüsü ile bozuyor sokağın şiddetli huzurunu

ve saçıyor üstüme, su, çamur, sinek
ne varsa etrafta geçerken yanımdan

çok soğuk hava,
dudaklarım çatlıyor damlaların yardımına rağmen
ve daha da üşüyorum ıssızlığımda
arabanın katmerli dalaşıyla
bir başıma

sıcak bir ışık süzülüyor
yanından geçtiğim küçük pencereden,

çok sıcak

öyle ki
kaçasım geliyor bu kadar samimiyetten
mutluluktan
ışıktan

ürküyorum
kendi gölgemin ıssızlığından

ve atıyorum kendimi bir sonraki arabanın altına,
kurtulmanın sevinci ile bu kara şovalyeden

gülüyorum ışığına farların
aldatmacasına ve sahteliğine
kuşandığı kandırmaca sarının
boy ölçüşmesine pencere ile

gülüyor ve
ölüyorum







24.o4.09
23:45

23 Nisan 2009 Perşembe

SALINCAK

Bir zamanlar çok zengin ve itibarlı bir ülke varmış. Bu ülkede kültür-sanat, mimari oldukça gelişmiş ve halkı bilginlerle doluymuş. Hal böyleyken, ülkenin kadınları okumaktan ve araştırmaktan evlenmez, çocuk yapmaz olmuş. Gel zaman git zaman bu ülkedeki çocuk sayısı yok denecek kadar aza inmiş ve ülke eski itibarını yitirmiş. Ülkenin ileri gelen bilginleri bir araya gelip Tanrı’ya yakarmış, dualar etmişler. Ama bu durum bir türlü değişmemiş ve aksine ceza olarak ülke toprakları depremlerle çokça sarsılmış, insanları hep tarumar olmuş. Binalar, eşyalar; her şey birbirine girmiş. Ne zaman insanlar işlerini yoluna koysa, hemen ardından bir deprem daha vururmuş ve tüm emekler boşa gidermiş. Sonunda bilgin dervişlerden biri istiareye yatmış ve rüyasında bembeyaz giyinmiş çocukları yemyeşil ovalara kurulmuş salıncaklarda sallanırlarken görmüş. Gidip bu rüyasını diğer bilginlerle paylaşmış ve bir karara varmışlar. Kararın ertesi günü ülkenin dört bir yanına binalar kadar yüksek salıncaklar kurulmuş ve bu salıncaklara civardaki kadınlar tayin edilmiş. Sıra ile günde altı kadın dörder saatten durmaksızın sallanmışlar. Böylece bu dev salıncaklar günün her saati sallanarak gelmek üzere olan depremleri sarsıntı dalgaları ile geri yollamışlar. Salıncak tepesinde nöbetleşe sallanan kadınlar ise baş dönmesi ve mide bulantısından dolayı kitap okuyamaz olmuşlar. Günler sonra bilgin kadın sayısı yok denecek kadar aza düşmüş ve kadınlar evleri ile ilgilenip çocuk yapmaya başlamışlar. Dört bir yanda çocuk sesleri işitilmeye başlanmış ve ülke eski itibarına kavuşup şenlenmiş. O gün bu gündür bu olayı anmak ve kadınları çocuk doğurmaya teşvik etmek için her park ve bahçeye salıncaklar kurulurmuş.

(08.02.09)

...

19 Nisan 2009 Pazar

Kuyu

Arsız kahkahaları sızıyor duvarlarımdan,
Komşunun,
Ve bozuyor huzurlu sessizliğimi,
Hatırlatıyor bir kez daha,
Vuruyor yüzüme
yalnızlığımı..

Artık anladım,
Direnmiyorum. Tanrı’nın kastı var bana,
Ya toprağında gezdim,
Ya da meyvesini yedim
Bilemiyorum o kadarını,
Ama anladım.
Gidiyorum bu diyardan,
Hevesim yok büyük laflar etmeye
Kapıları çarpmaya, ya da
Son bir bakış atmaya ardıma,


Heves öleli yıl,


ben doğalı gün olmamış henüz,




Çekip gidiyorum,
Kimsem de yok ya, neyse.
Gitmeleri gördüm bunca zamandır,
En iyi onu yaparım bi ihtimal,
Bilemiyorum o kadarını,
Ama gidiyorum.
Kapılar örtülmüş, masalar toplanmış
Bir sandalyeleri kalmış devrilmedik
Baş aşağıya,


Bir de ben,


Baş aşağıya..


Ya bu beni nereye bıraksam giderken?
Tanıdık biri, eş dost alır mı acep,
Yoklasam konu komşuyu
Çıkar mı bir taliplisi,
Temizdir, saf,
biraz da eli iş tutar hani
Kör değil, topal hiç değil,
Amma akıldan kusurlu,
Para vermeyin eline, sayması yoktur,


E be gülüm! Seni kimler saklasın.


Girip bir kör kuyuya yatasın,



Benden bu kadar.

Artık yalnızsın,

Sen de.




18.04.09
22:57

7 Nisan 2009 Salı

HM

"Hangi niyetlerin uygun olduğu konusundaki yaygın sözlere karşı anlayışın anlayışına sahip olan kimse için..."

Hallac-ı Mansur

ومالت عليَّ

أَنا يوسفٌ يا أَبييا أَبي، إخوتي لا يحبُّوننيلا يريدونني بينهم يا أَبييَعتدُون عليَّ ويرمُونني بالحصى والكلامِيرِيدونني أَن أَموت لكي يمدحُونيوهم أَوصدُوا باب بيتك دونيوهم طردوني من الحقلِهم سمَّمُوا عنبي يا أَبيوهم حطَّمُوا لُعبي يا أَبيحين مرَّ النَّسيمُ ولاعب شعرِيغاروا وثارُوا عليَّ وثاروا عليكفماذا صنعتُ لهم يا أَبي?الفراشات حطَّتْ على كتفيَّ
ومالت عليَّ السَّنابلُوالطَّيْرُ حطَّتْ على راحتيَّفماذا فعَلْتُ أَنا يا أَبيولماذا أَن
أَنتَ سمَّيتني يُوسُفًا،وهُمُو أَوقعُونيَ في الجُبِّ، واتَّهموا الذِّئب;والذِّئبُ أَرحمُ من إخوتي..أبتي! هل جنَيْتُ على أَحد عندما قُلْتُ إنِّي:رأَيتُ أَحدَ عشرَ كوكبًا، والشَّمس والقمرَ، رأيتُهُم لي ساجدين؟

5 Nisan 2009 Pazar

..

"Samimi olmayı vaad edebilirim; tarafsız olmayı asla."


Goethe