23 Nisan 2009 Perşembe

SALINCAK

Bir zamanlar çok zengin ve itibarlı bir ülke varmış. Bu ülkede kültür-sanat, mimari oldukça gelişmiş ve halkı bilginlerle doluymuş. Hal böyleyken, ülkenin kadınları okumaktan ve araştırmaktan evlenmez, çocuk yapmaz olmuş. Gel zaman git zaman bu ülkedeki çocuk sayısı yok denecek kadar aza inmiş ve ülke eski itibarını yitirmiş. Ülkenin ileri gelen bilginleri bir araya gelip Tanrı’ya yakarmış, dualar etmişler. Ama bu durum bir türlü değişmemiş ve aksine ceza olarak ülke toprakları depremlerle çokça sarsılmış, insanları hep tarumar olmuş. Binalar, eşyalar; her şey birbirine girmiş. Ne zaman insanlar işlerini yoluna koysa, hemen ardından bir deprem daha vururmuş ve tüm emekler boşa gidermiş. Sonunda bilgin dervişlerden biri istiareye yatmış ve rüyasında bembeyaz giyinmiş çocukları yemyeşil ovalara kurulmuş salıncaklarda sallanırlarken görmüş. Gidip bu rüyasını diğer bilginlerle paylaşmış ve bir karara varmışlar. Kararın ertesi günü ülkenin dört bir yanına binalar kadar yüksek salıncaklar kurulmuş ve bu salıncaklara civardaki kadınlar tayin edilmiş. Sıra ile günde altı kadın dörder saatten durmaksızın sallanmışlar. Böylece bu dev salıncaklar günün her saati sallanarak gelmek üzere olan depremleri sarsıntı dalgaları ile geri yollamışlar. Salıncak tepesinde nöbetleşe sallanan kadınlar ise baş dönmesi ve mide bulantısından dolayı kitap okuyamaz olmuşlar. Günler sonra bilgin kadın sayısı yok denecek kadar aza düşmüş ve kadınlar evleri ile ilgilenip çocuk yapmaya başlamışlar. Dört bir yanda çocuk sesleri işitilmeye başlanmış ve ülke eski itibarına kavuşup şenlenmiş. O gün bu gündür bu olayı anmak ve kadınları çocuk doğurmaya teşvik etmek için her park ve bahçeye salıncaklar kurulurmuş.

(08.02.09)

...

Hiç yorum yok: