6 Ekim 2010 Çarşamba

İstişare



Açılmak için, tanışmak için kendinle ve dökmek için içini kendi kendine, yalnız kalmak gerekli. Ki yalnızlık Allah’ın bana son zamanlarda bahşetmediği bir nimet. Hani fiziken yalnızken bile kalabalık olanlar var ya, onlardanım. Özlüyorum, kendimi. Uzak kaldıkça endişeleniyorum. Bir yabancı olmaktan korkuyorum. Bilmiyorum. Bu sözcüğü seviyorum; “bilmiyorum” bana yerimi hatırlatıyor.
Ölmekten biraz korkuyorum, sebebi de; burayı biliyorum, seviyorum ve özleyeceğimi düşünüyorum. Yani korktuğum şey özlem. Ama kalırsam da gidenleri özlüyorum. Yani yaşamaktan da korkuyorum. Korkağın tekiyim!

Öyle canım yanıyor ki, yumruğumu bile sıkacak gücü bulamıyorum kendimde, güç almak için bile olsa. Tüm bu zavallı, aciz, korumasız ve savunmasız hallerin anlamı nedir acaba? Sokakta yanımdan geçen bir kediye ya da köpeğe bile bakamıyorum. Ya açsa? Hasta mı? Bir şey yapamıyorum. Acizim. Sadece kendi yoluma, önüme bakıyor ve geçip gidiyorum hayatın içinden. Belki de çok şey beklemek bu acıyı veren, sebep olan şeydir. Bekleme. Hiç ol, hiç kal. Gelenle sevin, gelmeyeni düşünme.. gibi.. Böyle midir formülü acaba? Uygulayabilen var mı? Bana ne, ben kendime bakarım. Uygulamıyorum. Ya da uygula-ya-mıyorum.

Kendimi düşünüp anlamaya çalışmaktan bıktım. Çünkü her seferinde başarısız oluyorum, sevmediğim bir şey bu başarısız kelimesi. Kendimi bilemeyince de hiçbir şey bilmediğimi hissediyorum. Hiç oluyorum gene!

“Ne arıyorsan, sen O’sun.” Mevlana.

Evet, ama ne aradığım belli değil, üstüne benim ne olduğum konusundaki sorular da eklenince, Mevlana’nın bu deyişi acıdan başka bir şey vermiyor. Anlamı acıtıyor.

Hep bir şey bekledim Sen’den. Bir işaret, hatta bir rüya bile olabilirdi dedim. Kör olduğumu düşündüm, zaten vermiş ve vermekte olduklarını da düşündüm. Ama öyle değildi aradığım, daha somut belki de daha sarsıcı, hatta nefes kesip can alıcı şeylerdi. Şimdi tam olarak ne aradığımı da söyleyemiyorum ama tarif edebilirim. Sıcak, samimi, sevgili bir şey. Bol sevgili ve kucaklayıcı bir şeyler. Şefkat gibi, merhamet ya da bağışlama da olur. Bunlara dair bir şeyler.

Önce kendimi mi sevmeliyim, bağışlamalıyım acaba?
Öyle mi gelir gerisi, ne dersin?

22.52
07.01.2009

1 yorum:

Garip dedi ki...

Sana şimdi üç şairden üç adet miras bırakıyorum,hatta şairlerin isimlerini de vermiyorum, istersen sen bulursun zaten.

Belki istediğin işaretin yanından bile geçmeyebilir bu dizeler.Ama aslında yalnızlığın düşünceden ibaret olduğunu ve yalnız olduğunu düşündüğün bir anda bile seninle aynı şeyi düşünen bir insan olduğunu aklına getirdiğinde yalnız olmama durumunun oluşturduğu paradoksu sana yaşatabilir.

sözün özü her insan yalnız olmak ister ama yalnızlık dediğin şey de insanların ölümden sonra depresyondan önce bulduğu bir kelimeden başka bir şey değil.

bu arada üslup güzel, kelimeler özenle seçilmiş ve samimi, rahatsız edici tekrarlar da yok.




"eline sağlık tanrım, leyla çok güzel olmuş.
tanrım eline sağlık, dünya da güzel olmuş.
keşke biraz ölmesem...."


"sevgili şeyhim;
ben allah’ı çok seviyorum.
onu düşününce içim titriyor; elim – ayağım – soluğum, her
şeyim kesiliyor.
ama o’na bir türlü açılamıyorum.
ne yapmalıyım ?"

"ah şu yalnızlık kemik gibi ne yana dönsen batar"