21 Aralık 2011 Çarşamba

misal

Geldiler bir gün yine,

hem de kapıyı zili çaldılar, ellerinde pastalar.
Sen güldün, büyük ağızla, samimi.

sen güldün mü, iyi ki vardık, iyi ki yalnız ama birlikte

sen güldün mü, gözlerin gülerdi önce, sonra kirpiklerinden akardı gülücük
elmacık kemiklerini öperdi, oradan yanağına yerleşirdi

sen güldün mü, umrumuzdaydı her şey, açlığın tadı vardı, tokluğun keyfi.
insanmışız sen gülünce, sen yokken anladık. peydahlandı bulutlar kapı önüne
o gün anladık.

anladık ki hayat sen değildin, elin yüzün değildi. sözlerin de değil.

hayat gülücüktü, seninkisi kadar büyük ve acı.

hayat- büyük ve acı.

Hayat gülünce korku saklanıp yer açardı umuda,
misal okul kaçağı bir çocuk
misal az daha düşecekken tutunan sen,
misal ben.
Kefildi senin gülmen, bugünü çıkartacağımıza
bugüne kefildi gülmen
hatırlarım, her gün bugündü yanında

günler gülücüktü, seninkisi kadar büyük ve acı.

günler- büyük ve acı.

geçmiyor şimdi.

çizgi

ortada bi çizgi

ben çizginin üzerinde tek ayak

ne öteye yarandım ne beriye
ne öte sevdi beni ne beri

ayağım uyuştu da, değiştiremedim.

21.12.2011

13 Eylül 2011 Salı

Suçüstü

suçüstü yakalanmıştık gülerken

üstü suçtu elbet, altını gizledik
ikimiz.

bir kahvenin karasına,
gecenin yarısına ve
yastığın altına..

onlar uyuyunca buluşurduk

ve gerçekti heyhat!

bir şarkının başı
kadehin sonu
ve annemin kokusu kadar

olmasa da
yalnızlık kadar gerçekti,

heyhat!

7 Eylül 2011 Çarşamba

Çörek Otu


Gözlerim anılar, gözlerim hayatlar
-aile

Bir nefeslik özlem ve sonrası ölüm
ciğerlerimde

Gözlerimden ciğerlerime, taaa içine
İşliyor nakış gibi annem
-ihanet

Beyaz tenine düşmüş çörek otu
yanakların beyaz, dudakların mor
çörek otu her derde deva, acı
küçük

acın küçük
boşluğun büyük

gözlerimde sen, oluk oluk
akıyorsun ama tükenmeyen ..........
kış gibi beyaz, kış gibi soğuk

kış gibi ölüsün artık
her mevsim kış artık
hepimiz ölü

Gözlerim anılar, gözlerim hayatlar
-aile

Babam vermiş giderken gözlerini
Gözlerim onun gözleri,
Bakışlarım onun ve
İşliyor nakış gibi annem
-ihanet

En çok gözlerimi severim,
En çok seni severim,
Çünkü yoksun.

ve çörek otu
Her derde deva.


07.09.11

5 Ağustos 2011 Cuma

koldpley.

dizlerimin bağı çözülür ve yere bile düşemem, acı beni olduğum yere çiviler.
yazan: çok üzgün bi ruh.

">

11 Haziran 2011 Cumartesi

Mesele

Bazen mesele bi şey yapmak değil

yapmayı istemek değil,

O'nunla bi şey yapmayı istemektir..

**
Ama bazen

de

tam tersi.




11.06.2011

10 Haziran 2011 Cuma

neydi

Sevgi neydi,

Sevgi yoktu aslında,
Adını koyamadıkları şeylere
büyük anlamlar yüklüyor
insanlar.

Büyük neydi?

Bence büyük değildi sevgi.
Senceyi bilmem,

Bence büyük olan bağlılıktı,
sevmesen de.

10.06.2011

9 Haziran 2011 Perşembe

git

git şimdi.
gene bekleriz.
______________

**


aynaya bak
sen misin o?

yok, olmadı,

bi daha bak.

ama bak bu sefer, görmek için bak.

ne kadarı sensin bunun?
ne kadarı sevgilin, ailen, arkadaşların?

ne kadarında yer kalmış sana,

nerden nefes alıyorsun
gözüküyor mu bari?!

Çok sıkıcısın.

-geç.

Sen gel şimdi, sen..

sen.
getir o elindeki şişeyle beraber bedenini,
bak şurda bir duvar var,
çarp onu duvara-hızla

hadiiiiiiiiiii

çabuk!
göz açıp kapayıncaya dek kaybolsun, elin
şişeyle bir.

paramparça camlar
elinde-yüzünde-gözlerinde..

işte böyle
kan yok, sen yoksun

sadece camlar -kırık
ve duvar.

koskoca bir duvar var!

istediğini çarp yıkılmıyor
istersen bedenini parçala üzerinde
"bana mısın??"
demiyor.

sadece duvar var
ve cam

kırıkları.
gözlerinde.


git şimdi.
gene bekleriz.
duvar ve biz
siz
onlar

hep burdayız.


10.06.2011

8 Haziran 2011 Çarşamba

.......

Now every word is like a knife
but
the silence cuts you twice..

**

GEL

Gözlerini kapat, soluğunu yavaşça ver
huzurlu bi bulut gibi çıkıp gitsin
yumuşak ve sakince..

dur
alma geri
bekle..

dinle..

sessizliği, boşluğu, hiçliği, kendini..
hiçliği..

işte ölüsün,
ölüm bu, ne fazlası ne eksiği

ölüm bu,
sensin,
hiçliğin, boşluğun, sessizliğin, kendin,

ölümsün, ölüsün.

Şimdi çek nefesini, doldur ciğerlerini yine,

taa boğaza kadar hisset havayı,
sıkıştıran, acıtan havayı..
işte burdasın yine,
hayatta..
dolusun-acısın

bırak acısın,

yoksa ölüsün.



08.06.2011

4 Haziran 2011 Cumartesi

.....

Garip Çocuk

Bir de yollar var

Yolları unutma

Bir sen var küçük

Çok çocuk-öylesine çocuk

Gözleri yaşlı değil

Sümüklü hiç değil

Sadece oynuyor..

Bir elinde şekeri, diğerinde bebeği

Ağlamıyor bu çocuk

Garip çocuk

Ağlasana!

Vuruyorsun ona

Hızla ve bir biri ardına tokatlar

Küfür kıyamet,

Senin kıyametin-onun hiç değil

O değil.

Gülüyor çocuk

Deli çocuk

Bir sen var küçük

Çok çocuk-öylesine çocuk

..

04.06.2011

...


AZ ŞİMDİ

Yürüyorum.

Sanki deniz buz kesmiş, üzerinde ben

Adımlarım ağır ağır dibe doğru

Ama deniz buz kesmiş, beni kabul etmiyor

İstemiyor.

Sokaktayım.

Sokaklar beni itiyor, birinden öbürüne

Sürükleniyorum, boşluk

Ve insanlar, tek tek

Kadın erkek

İçimden geçiyorlar, beni görmüyorlar

Ben'i gömüyorlar!

Öylece içimden geçiyorlar, bana dokunmadan

Değmeden.

Yalnız mıyım?

Hayır-hayır

Yalnız bile değilim kendimle

Bu sürüklediğim şey

Şey..

Bu şey!

Nefeslerim sık..

Hava değil bu soluduğum,

Hava bana uzak, yabancı.

Ellerimi kaldırıyorum yüzüme,

Yüzüm yok, ellerim yok

Göremiyorum

-sadece boşluk.

Boşluk neydi, nasıldı?

Ama ölmedim ve yaşamıyorum da

Ölmek için dua etmiyorum,

Dualar, tanrılar, ben.

tanrımı unuttum

Adı neydi, benim miydi

Ben neydim

Nerdeydim

Nerdeyim

.

04.06.2011

7 Nisan 2011 Perşembe

Yalan


Sürüden ayrılanı kurt kaparmış,
yalana bak..
Kurt sürüden bin kat iyidir!

1 Mart 2011 Salı

ev

Kıpırdamadan sessizce evi izliyorum. odaları, eşyaları.. kendi başına hiç bir anlamı yok, hayat belirtisi ya da canlılık.. sıfır.

o koltuğa ben oturursam bi işe yarar, yahut o perdeyi aralarsam pencerenin bir anlamı olur.. şu kitapları okursam, megafonu çalıştırırsam, yatağa yatarsam bi anlamı olur.. yaşanmışlık bulur, hayat bulur.

ev kendi kendine oldukça saçma. anlamsız.

27 Şubat 2011 Pazar

Osman

Bu sabah işe giderken önümde 45-50 yaşlarında bi amca ağır ağır yürüyordu. Ben de acelem olduğu için onu solladım. üstümde kaban, altımda da şort ve muz çorap vardı. Ben amcanın önüne geçince bişeyler mogurdandı. Tabi genelde laf atma olayıyla karşılaşınca insan hemen alınıyor, önce "bana mı diyor" diye kulak kesildim, sonra da "bana ne" diyip hızlıca yoluma devam ettim. O anda bi dolu şey düşündüm tabi.. Yani "bana ne" kısmına kadar süren o bi iki saniyede..

Acaba birden önüne geçtiğim için mi söylendi?

Bacaklarıma mı baktı?

İç geçirip laf mı attı?

Yoksa kendi kendine mi söyleniyor?

Şarkı mı mırıldanıyor??

Yok yok kesin bana laf attı!!

Bunları hızlıca muhasebe edip son cümleye geldiğimde, daha hızlı düşünmeye başladım,

-şimdi bu laf atma hususunda benim payım nedir? acaba uzun bi etek yahut pantolon giyseydim gene laf atar mıydı? buna ben mi sebep oldum? Peki onun yerinde başka biri olsaydı aynı şeyi yapar mıydı? O halde bu kişisel bir durum, yani bakış açısıyla alakalı.. Acaba mutaassıp biri mi? O yüzden "şu zındığa bak hele" demiş olabilir mi? Peki onun yerinde mesela benim amcam olsa aynı şeyi söyler miydi? -hayır. Peki o halde bu inanç-görüş-kültür-aile ve kişisel tabuların bir karışımı sonunda benimsediği bir görüş olabilir mi? -evet.

O halde benim payım olduğu söylenebilir mi? -Hayır.

Yani; mesela, Osman ismini düşünelim. Bu ismi, hayatında osman isimli birileri olan 4 farklı kişiye söylediğimizde ki tepkilerini değerlendirelim;

-Mesela, bir anne. Oğlunun adı Osman ve ölmüş olsun. Ona Osman dediğimizde gözleri dolar, ağlar..

-Mesela, bir kadın, onu aldatıp boşayan eski kocasının ismi Osman olsun. Bu kadın Osman'ı duyunca küfür eder, beddua eder..

-Mesela, bi genç, Osman adında çok komik bir arkadaşı olsun.. İsmini duyunca yüzü gülsün..

-Mesela, bi kız, Osman diye birini aşık olsun ve ismini her duyduğunda heyecanlanıp kızarsın..


O halde buradaki bakış açıları, tamamen bizim onlara yüklediğimiz anlamlarla şekilleniyor..

Yani Osman'ın bi suçu yok. Aynı örneği bu duruma uygulayıp hızlıca düşündüğümde, bu amca artık her ne dediyse benim tavrım "bana ne" oluyor. Çünkü Osman isminin bir günahı yok, ona anlam yükleyenlerin yaklaşımları farklı sadece..

Osman'a ne bundan..


17 Şubat 2011 Perşembe

i just born with it

..ama ben böyle alıştırılmadım. kalabalık büyüdüm, kalabalık hem korkutur hem güven verir. bazen ona saklanır, bazen onda yalnız kalırsın. hem eğlenir güler, hemde ezilir söversin. kalabalıkla büyüdüm ve birden yalnızlığa terk edildim. Geçti mi sanıyorsun, geçecek mi?

Hamuruma sinmiş kokusu, beni yakmalısın ki bitsin.

Hala anlamıyorsun.

16 Şubat 2011 Çarşamba

Eğer

Sürekli gökyüzüne bakarsan;

artık kuşların bi önemi kalmaz senin için..

Uçmanın da ..

16.02.11

15 Şubat 2011 Salı

Baudelaire



Hep sarhoş olmalı. Her şey bunda; tek sorun bu.
Omuzlarınızı ezen, sizi toprağa doğru çeken Zaman’ın korkunç ağırlığını duymamak için durmamacasına sarhoş olmalısınız.

Ama neyle?

Şarapla,
şiirle
ya da erdemle,
nasıl isterseniz.
Ama sarhoş olun...

Ve bazı bazı, bir sarayın basamakları, bir hendeğin yeşil otları üstünde, odanızın donuk yalnızlığı içinde, sarhoşluğunuz azalmış ya da büsbütün geçmiş bir durumda uyanırsanız, sorun, yele, dalgaya, yıldıza, kuşa, saate sorun, her kaçan şeye, inleyen, yuvarlanan, şakıyan, konuşan her şeye sorun; “Saat kaç?” deyin. Yel, dalga, yıldız, kuş, saat hemen verecektir yanıtı size: “Sarhoş olma saatidir! Zamanın inim inim inletilen köleleri olmamak için sarhoş olun durmamacasına! Şarapla, şiirle ya da erdemle, nasıl isterseniz...”


* * *

Baudelaire
Paris Sıkıntısı

14 Şubat 2011 Pazartesi

13 Şubat 2011 Pazar

Fıkra


Her davranışın altında bir iyi niyet yatar. En haset insanın eyleminde bile bunu bulabiliriz.. İnsanoğlunun düşünme-davranma mekanizması buna ayarlanmış. Muhakkak olumlu bi sebepten/sebeplerden beslenir, yaptıkları kendince bir iyi niyete hizmet eder. Belki kendisi de farkındadır ya da değildir..

Türk filmlerinden biliriz zaten, klasik hikayelerden.. Hırsızlık yapar, annem hastaydı, ilaç parası için.. Bu ve benzeri örnekler aleni olanlar. Bir de davranışlarına bizim akıl sır erdiremediğimiz bir kesim var. Bunlar, herkesin günlük hayatında rastladığı türden tavırlar.. Biz sadece "hasta bu!" ya da "kafayı yemiş, psikopat" diye etiketleyip geçeriz. Üstünde düşünmeye, derine inmeye değmediğinden olabilir ya da kişiye kıymet vermiyor, yeterince merak etmiyoruzdur vesaire.. Ama üzerinde biraz kafa yorduğumuzda "aslında özünde iyi bi insan" demişizdir ya da diyeni duymuşuzdur. .

Mesela, kendini gereğinden fazla önemseyen insan (bkz kendini beğenmiş), başka birinin mutluluğunu yahut başarısını gördüğünde, hemen o durumun olumsuz yanlarını tespit edip eleştirmeye başlar. Ama şurası şöyle olmuş, bence bu açıdan bakılmalı, bu tarafı eksik kalmış vs gibi bardağın boş tarafına bakmaya şartlanır ve bunu dillendirmekten çekinmezler. Aksine haz alırlar. İşte tehlikeli yanları budur. Eleştiri illa olumlu olacak diye bir kaide yok çünkü... Fakat olumsuz eleştiriyi düstur edinip bundan zevk almak, insan ilişkilerini tehlikeye sokar. Hele de bunları ifade ettikten sonra karşı tarafın üzüldüğünü, bozulduğunu ya da kırıldığını görünce bu hazları ikiye katlanıyorsa.. Böyle karakterler, başkalarının mutluluğun keyfini sürmelerine müsaade etmezler, takdir edilsin istemezler. İlgi hep kendilerinde olsun isterler. İşte anahtar cümle buydu. Yani asıl istekleri aslında kendilerine yöneliktir. Başkasının mutsuzluğunu istemek değil de, kendi mutluluklarını üstün görmektir asıl mesele. Yani özünde iyi niyetten önce, özünde zayıf karakterli, cömert olmayacak kadar çiğ ve ergen ruhludurlar. Fakat bu çiğlikle doğru orantılı olarak da basit heva ve heveslere hizmet ederler.. Kendilerine..

-İşte bu yüzden bir sokak kedisi kadar muaftırlar suçlanmaktan.

Birazcık ilgi alaka görebilmek için yakınlarının arkasından konuşup çekiştirebilirler. Tam da bu ölçüde bir acziyetten bahsediyorum. Madde bağımlısı gibi, o istediği ilgiye ulaşıp memnun olmak adına vazgeçtiği değerlerden bahsediyorum. Bu gibi insanlardan korkulmaz, onlara sadece acınır. Acıdığın insana karşı öfke duyup sinir bozmak yersiz olur. Özündeki niyeti bildiğin müddetçe bu durum seni rahatsız etmez aksine güldürür..

Fıkra gibi.

10 Şubat 2011 Perşembe

Önce "Ben"


İnsanın zevk alarak yaptığı ciddi bir uğraşı, üzerinde vakit harcadığı bir hobisi yahut kendini iyi hissedip başarılı olduğu bir iş alanı vs yoksa, kendini eyleyecek başka şeyler buluyor. Çünkü zihin boşluğu sevmez, bir şeyi kaldırdığında yerine başka bir şey koymanı ister.. Bunların en başında da başkaları, yani diğer insanlar gelir. Arkadaş, eş dost, sevgili..
Normalde uğraşı olan insanlar başkalarına dadanmıyor mu, arkadaşlık etmiyor mu gibi bi soru akla gelmesin. Kastım uç örnekler ve istisnalar değil yahut etrafa zarar vermeyi huy edinmiş, bundan haz alan psikopatlar da değil.. Elbette herkesin iletişim ve ilişki içinde olduğu insanlar var. Fakat kişinin ruh hali, o insanlarla olan ilişkisinde belirleyici bir role sahip. Mesela bi ev hanımı, mevcut durumundan zevk almıyorsa ya kocasına ya da çocuğuna sarar.. Her detayı eleştirir yahut her anlarına müdahale edip rahatsızlık vermeye başlar. Ya da bir sevgili, düşünecek başka bir uğraşı yoksa sevgilisine dadanıp her dakika ondan haber almaya çalışır, her konuda fikir beyan eder, eleştirir vesaire.. Ya da sevgilisinden ayrılmış biri, kafasını dağıtıp konsantre olacağı bir uğraşa sahip değilse; sürekli bu ayrılığı düşünüp çevresine dert yanar, hayıflanır.

İnsan ilişkileri hassas bir terazi üzerinde sanki.. Her şey insan için, acı, keder, sevinç, huzur.. Ama her şeyin de bir ideali, ölçüsü var.. "Kime göre neye göre?" sorusu gelmemeli burada.. Uç bir konu olur çünkü.. Genel hal ve tavırları ele alınca ister istemez ölçü aldığımız bir "normal" düzey oluyor.. Oraya göre diyorum bunları..

İşin özü, insan önce kendini beslemeli ki enerjisi olsun, ayağa kalkıp eyleme geçsin. Önce kendisi mutlu olmalı, yaptığı şeylerden keyif almalı ki, etrafına da keyif ve mutluluk saçsın.

En güzel reçete yine insanın kendisinde. Kendini tanıyan insan; şimdi şunu yaparsam kendime gelirim, bi hava alıyım, bi film izliyim, bi arkadaşa uğrıyım, bi annemi arıyım, yüzmeye gidiyim, alışveriş yapıyım, resim çizeyim, fotoğraf çekeyim, yazı yazayım .. vs vs diyip kendini beslemeli.. Aksi halde aç köpek gibi etrafa saldırır ve malesef ne çekilir ne de sevilir..

İletişim; iletişmek, ilişmekten gelir, birinin bir başkası ile ilişmesi.. İlişki kurması, sözlü ya da sözsüz.. Yani hep karşı tarafı eleştirmek kara cahilliktir. Herkes payına düşeni sahiplenmeli.. Ve buna çare ararken, önce "ben" demek bencillik değil aksine düşünceli bir davranış, olgun bir hareket olur.. Kendini bilip düzenleyen, ona göre hareket eden insan, kendini tanıyan insan keyif verir, keyif alır..

10/02
21:48

25 Ocak 2011 Salı

Nü ?


"Nü" fotoğraf denince; akla sadece bayan figürleri geliyorsa, mesele aslında nü değildir. Nü, feminenin tekelinde yürütülen sanatsal çalışmalardan ibaret olmamalı. Sanat; evrensel duyguların bireysel bakış açılarıyla çeşitli yollardan dışa vurumu diye tanımlanabilir. Bu yollardan kimi müzik, kimi resim, kimi heykel, kimi roman, kimi de fotoğraftır.. Ama görsel anlamda, doğa ve hayvan manzaraları dışında zenginlik ve tatmin veren tek figür kadınmış gibi davranmak, erkeği göz ardı etmek olur. Pek yazık olur :)

19 Ocak 2011 Çarşamba

Aziz


İntihar eyleminin altında yatan sebep yaşama arzusudur. Hem de insanların genelinden daha kuvvetli bir arzuya sahiptir intihar eden kişi. Hayatını, şartlarını sorgular. Mevcut durumunu eleştirip memnun olmadığının farkına varır. Daha iyisini ister, bunun için düşünsel ve fiziksel anlamda şartlarını zorlar. Dener. Ta ki, son çare olarak; bu sahip olduğu şartlara daha fazla dayanamayıp bir yenisini elde etmek uğruna elindekini sonlandırmaya karar verene kadar. İntihar yeniden başlama uğruna yapılan bir fedakarlıktır. En kıymetliyi, daha kıymetlisi için feda-kurban etme girişimidir. Kutsaldır. Ve sadece fiziki yollarla yapılmaz. Bir benlikten ötekine geçiş, eski benliğin katili olup yenisini doğurmak gibi yaratıcılık isteyen bir sanattır.
_____________
Gül Saba Taka
*
Fotoğraf: Ömür Yılmaz
Model: gulsabataka

12 Ocak 2011 Çarşamba

Tembel Veli

Baba tarafım/sülalesi Of'ludur. Amcamın bugün çocukluğuna dair sohbet ederken anlattıklarından bi kısmını aktarmak istiyorum. Of'ta 1950'lerde babanemin yeni gelin olduğu zamanlar 2-3 katlı bahçeli evler çokmuş. Bu evlerin (büyük-köklü ailelerin evlerinin) bahçelerinde bir kenarda her daim kurulu bir masa olurmuş. Yolculuk edenler, fakirler yahut civardaki deliler gelip buralarda karınlarını doyururmuş. Evin gelini yahut hizmetlisi varsa bunlara hizmet eder, yemek verirmiş. Bi meşhur Tembel Veli varmış o yıllarda, aklı eksik, sokaklarda yaşayan bir deli. Mahalleli ile aralarında geçen ve tekerlemeye dönüşmüş meşhur da bir diyalog var;

Hey tembel Veli, Kız seversin?

-en güzeli..

Yemek yersin?

-5 lengeri..

İş Yaparsın??

- Ya koyver beni..


:)) İşte bu Tembel Veli aslında akraba-aile sahibi, yani kimsesiz değil fakat yerinde durmayan bir deli. Yani evde onu zaptetmek imkansızmış. O sebeple de kendisinden bıkan ailesi bunu kendi haline bırakmışlar.

Etraftan ona giyecek verildiğinde üstündekileri çıkartmaz, verileni üst üste giyermiş. Yıkanmadığı ve bakılmadığı için de leş gibi, kir pas içinde dolanırmış. Onun bunun bahçesinde sabahlayıp, gene onun bunun verdikleriyle doyururmuş karnını. Mahalledeki Eczacı Ömerin bir huyu varmış, işte asıl bunu anlatmak istedim. Eczacı Ömer, Tembel Veliyi ayda bir alıp dere kenarına götürür, anadan doğma soyarak derede onu iyice bi yıkarmış. Çıkarttığı kıyafetlerin hepsini de dere kenarında yakarmış. Tembel Veli üzülür, yanan kıyafetleri için ağlayıp bağırırmış. Fakat Eczacı Ömer çıplak kalan Veli'ye önce ilaçlarla bi güzel yara bere varsa dezenfekte edip pansuman yapar, sonra da iki dirhem bir çekirdek yeni kıyafetler ile giydirirmiş. Ömer bunu üşenmeden her ay yapar, sonra o kirlenen kıyafetleri yakıp yenileri ile Veli'yi giydirip sokağa salarmış. Of'ta Veli'yi tanımayanlar görünce, fötr şapkasıyla onu bir beyfendi sanarlarmış. Ta ki o yine üstü başı pasak içinde kat kat giyinip Eczacı Ömer'e yakalanana kadar..

:))


Ömer'in bu cesaret ve insanlığı örnek alınıp daha çok insan tarafından bilinmeli diye düşündüm.

11 Ocak 2011 Salı

dur


seni anlamayan insanların sayısı arttığında karamsarlığa düşüp kendini unutursun ve seni anlamayanları düşünmeye başlarsın, ötelenirsin, neden anlamadıklarını sorgularsın. bu süreç uzadığında bi bakmışsın ki kendini anlamayı, hatırlamayı bırakmışsın.daha da kötüsü kendine küsmüşsün. dur orda. geri dön, kendine. en başa. hatırla ve müsaade etme. seni senden uzaklaştırmalarına..

saba
________
11.01.11
23:55

4 Ocak 2011 Salı

anla!-yış


"Anlayış" tanıma ile beslenir. Yakinen tanımadığın şeye/insana karşı anlayış gösterememen doğal. Tanıdığına derya olursun; şefkatli-engin. Herkes, her şey kendi sınırları içinde anlamlıdır, haklı sebeplerden beslenir. Kendi kuralları vardır, onlara göre oynar. Sadece bunu bilsen, sırf bu bile seni anlayışa kendiliğinden eriştirir. Daha sen çağırmadan o kapında belirir..
_____________________
Fotoğraf: Ömür Yılmaz