27 Şubat 2011 Pazar

Osman

Bu sabah işe giderken önümde 45-50 yaşlarında bi amca ağır ağır yürüyordu. Ben de acelem olduğu için onu solladım. üstümde kaban, altımda da şort ve muz çorap vardı. Ben amcanın önüne geçince bişeyler mogurdandı. Tabi genelde laf atma olayıyla karşılaşınca insan hemen alınıyor, önce "bana mı diyor" diye kulak kesildim, sonra da "bana ne" diyip hızlıca yoluma devam ettim. O anda bi dolu şey düşündüm tabi.. Yani "bana ne" kısmına kadar süren o bi iki saniyede..

Acaba birden önüne geçtiğim için mi söylendi?

Bacaklarıma mı baktı?

İç geçirip laf mı attı?

Yoksa kendi kendine mi söyleniyor?

Şarkı mı mırıldanıyor??

Yok yok kesin bana laf attı!!

Bunları hızlıca muhasebe edip son cümleye geldiğimde, daha hızlı düşünmeye başladım,

-şimdi bu laf atma hususunda benim payım nedir? acaba uzun bi etek yahut pantolon giyseydim gene laf atar mıydı? buna ben mi sebep oldum? Peki onun yerinde başka biri olsaydı aynı şeyi yapar mıydı? O halde bu kişisel bir durum, yani bakış açısıyla alakalı.. Acaba mutaassıp biri mi? O yüzden "şu zındığa bak hele" demiş olabilir mi? Peki onun yerinde mesela benim amcam olsa aynı şeyi söyler miydi? -hayır. Peki o halde bu inanç-görüş-kültür-aile ve kişisel tabuların bir karışımı sonunda benimsediği bir görüş olabilir mi? -evet.

O halde benim payım olduğu söylenebilir mi? -Hayır.

Yani; mesela, Osman ismini düşünelim. Bu ismi, hayatında osman isimli birileri olan 4 farklı kişiye söylediğimizde ki tepkilerini değerlendirelim;

-Mesela, bir anne. Oğlunun adı Osman ve ölmüş olsun. Ona Osman dediğimizde gözleri dolar, ağlar..

-Mesela, bir kadın, onu aldatıp boşayan eski kocasının ismi Osman olsun. Bu kadın Osman'ı duyunca küfür eder, beddua eder..

-Mesela, bi genç, Osman adında çok komik bir arkadaşı olsun.. İsmini duyunca yüzü gülsün..

-Mesela, bi kız, Osman diye birini aşık olsun ve ismini her duyduğunda heyecanlanıp kızarsın..


O halde buradaki bakış açıları, tamamen bizim onlara yüklediğimiz anlamlarla şekilleniyor..

Yani Osman'ın bi suçu yok. Aynı örneği bu duruma uygulayıp hızlıca düşündüğümde, bu amca artık her ne dediyse benim tavrım "bana ne" oluyor. Çünkü Osman isminin bir günahı yok, ona anlam yükleyenlerin yaklaşımları farklı sadece..

Osman'a ne bundan..


17 Şubat 2011 Perşembe

i just born with it

..ama ben böyle alıştırılmadım. kalabalık büyüdüm, kalabalık hem korkutur hem güven verir. bazen ona saklanır, bazen onda yalnız kalırsın. hem eğlenir güler, hemde ezilir söversin. kalabalıkla büyüdüm ve birden yalnızlığa terk edildim. Geçti mi sanıyorsun, geçecek mi?

Hamuruma sinmiş kokusu, beni yakmalısın ki bitsin.

Hala anlamıyorsun.

16 Şubat 2011 Çarşamba

Eğer

Sürekli gökyüzüne bakarsan;

artık kuşların bi önemi kalmaz senin için..

Uçmanın da ..

16.02.11

15 Şubat 2011 Salı

Baudelaire



Hep sarhoş olmalı. Her şey bunda; tek sorun bu.
Omuzlarınızı ezen, sizi toprağa doğru çeken Zaman’ın korkunç ağırlığını duymamak için durmamacasına sarhoş olmalısınız.

Ama neyle?

Şarapla,
şiirle
ya da erdemle,
nasıl isterseniz.
Ama sarhoş olun...

Ve bazı bazı, bir sarayın basamakları, bir hendeğin yeşil otları üstünde, odanızın donuk yalnızlığı içinde, sarhoşluğunuz azalmış ya da büsbütün geçmiş bir durumda uyanırsanız, sorun, yele, dalgaya, yıldıza, kuşa, saate sorun, her kaçan şeye, inleyen, yuvarlanan, şakıyan, konuşan her şeye sorun; “Saat kaç?” deyin. Yel, dalga, yıldız, kuş, saat hemen verecektir yanıtı size: “Sarhoş olma saatidir! Zamanın inim inim inletilen köleleri olmamak için sarhoş olun durmamacasına! Şarapla, şiirle ya da erdemle, nasıl isterseniz...”


* * *

Baudelaire
Paris Sıkıntısı

14 Şubat 2011 Pazartesi

13 Şubat 2011 Pazar

Fıkra


Her davranışın altında bir iyi niyet yatar. En haset insanın eyleminde bile bunu bulabiliriz.. İnsanoğlunun düşünme-davranma mekanizması buna ayarlanmış. Muhakkak olumlu bi sebepten/sebeplerden beslenir, yaptıkları kendince bir iyi niyete hizmet eder. Belki kendisi de farkındadır ya da değildir..

Türk filmlerinden biliriz zaten, klasik hikayelerden.. Hırsızlık yapar, annem hastaydı, ilaç parası için.. Bu ve benzeri örnekler aleni olanlar. Bir de davranışlarına bizim akıl sır erdiremediğimiz bir kesim var. Bunlar, herkesin günlük hayatında rastladığı türden tavırlar.. Biz sadece "hasta bu!" ya da "kafayı yemiş, psikopat" diye etiketleyip geçeriz. Üstünde düşünmeye, derine inmeye değmediğinden olabilir ya da kişiye kıymet vermiyor, yeterince merak etmiyoruzdur vesaire.. Ama üzerinde biraz kafa yorduğumuzda "aslında özünde iyi bi insan" demişizdir ya da diyeni duymuşuzdur. .

Mesela, kendini gereğinden fazla önemseyen insan (bkz kendini beğenmiş), başka birinin mutluluğunu yahut başarısını gördüğünde, hemen o durumun olumsuz yanlarını tespit edip eleştirmeye başlar. Ama şurası şöyle olmuş, bence bu açıdan bakılmalı, bu tarafı eksik kalmış vs gibi bardağın boş tarafına bakmaya şartlanır ve bunu dillendirmekten çekinmezler. Aksine haz alırlar. İşte tehlikeli yanları budur. Eleştiri illa olumlu olacak diye bir kaide yok çünkü... Fakat olumsuz eleştiriyi düstur edinip bundan zevk almak, insan ilişkilerini tehlikeye sokar. Hele de bunları ifade ettikten sonra karşı tarafın üzüldüğünü, bozulduğunu ya da kırıldığını görünce bu hazları ikiye katlanıyorsa.. Böyle karakterler, başkalarının mutluluğun keyfini sürmelerine müsaade etmezler, takdir edilsin istemezler. İlgi hep kendilerinde olsun isterler. İşte anahtar cümle buydu. Yani asıl istekleri aslında kendilerine yöneliktir. Başkasının mutsuzluğunu istemek değil de, kendi mutluluklarını üstün görmektir asıl mesele. Yani özünde iyi niyetten önce, özünde zayıf karakterli, cömert olmayacak kadar çiğ ve ergen ruhludurlar. Fakat bu çiğlikle doğru orantılı olarak da basit heva ve heveslere hizmet ederler.. Kendilerine..

-İşte bu yüzden bir sokak kedisi kadar muaftırlar suçlanmaktan.

Birazcık ilgi alaka görebilmek için yakınlarının arkasından konuşup çekiştirebilirler. Tam da bu ölçüde bir acziyetten bahsediyorum. Madde bağımlısı gibi, o istediği ilgiye ulaşıp memnun olmak adına vazgeçtiği değerlerden bahsediyorum. Bu gibi insanlardan korkulmaz, onlara sadece acınır. Acıdığın insana karşı öfke duyup sinir bozmak yersiz olur. Özündeki niyeti bildiğin müddetçe bu durum seni rahatsız etmez aksine güldürür..

Fıkra gibi.

10 Şubat 2011 Perşembe

Önce "Ben"


İnsanın zevk alarak yaptığı ciddi bir uğraşı, üzerinde vakit harcadığı bir hobisi yahut kendini iyi hissedip başarılı olduğu bir iş alanı vs yoksa, kendini eyleyecek başka şeyler buluyor. Çünkü zihin boşluğu sevmez, bir şeyi kaldırdığında yerine başka bir şey koymanı ister.. Bunların en başında da başkaları, yani diğer insanlar gelir. Arkadaş, eş dost, sevgili..
Normalde uğraşı olan insanlar başkalarına dadanmıyor mu, arkadaşlık etmiyor mu gibi bi soru akla gelmesin. Kastım uç örnekler ve istisnalar değil yahut etrafa zarar vermeyi huy edinmiş, bundan haz alan psikopatlar da değil.. Elbette herkesin iletişim ve ilişki içinde olduğu insanlar var. Fakat kişinin ruh hali, o insanlarla olan ilişkisinde belirleyici bir role sahip. Mesela bi ev hanımı, mevcut durumundan zevk almıyorsa ya kocasına ya da çocuğuna sarar.. Her detayı eleştirir yahut her anlarına müdahale edip rahatsızlık vermeye başlar. Ya da bir sevgili, düşünecek başka bir uğraşı yoksa sevgilisine dadanıp her dakika ondan haber almaya çalışır, her konuda fikir beyan eder, eleştirir vesaire.. Ya da sevgilisinden ayrılmış biri, kafasını dağıtıp konsantre olacağı bir uğraşa sahip değilse; sürekli bu ayrılığı düşünüp çevresine dert yanar, hayıflanır.

İnsan ilişkileri hassas bir terazi üzerinde sanki.. Her şey insan için, acı, keder, sevinç, huzur.. Ama her şeyin de bir ideali, ölçüsü var.. "Kime göre neye göre?" sorusu gelmemeli burada.. Uç bir konu olur çünkü.. Genel hal ve tavırları ele alınca ister istemez ölçü aldığımız bir "normal" düzey oluyor.. Oraya göre diyorum bunları..

İşin özü, insan önce kendini beslemeli ki enerjisi olsun, ayağa kalkıp eyleme geçsin. Önce kendisi mutlu olmalı, yaptığı şeylerden keyif almalı ki, etrafına da keyif ve mutluluk saçsın.

En güzel reçete yine insanın kendisinde. Kendini tanıyan insan; şimdi şunu yaparsam kendime gelirim, bi hava alıyım, bi film izliyim, bi arkadaşa uğrıyım, bi annemi arıyım, yüzmeye gidiyim, alışveriş yapıyım, resim çizeyim, fotoğraf çekeyim, yazı yazayım .. vs vs diyip kendini beslemeli.. Aksi halde aç köpek gibi etrafa saldırır ve malesef ne çekilir ne de sevilir..

İletişim; iletişmek, ilişmekten gelir, birinin bir başkası ile ilişmesi.. İlişki kurması, sözlü ya da sözsüz.. Yani hep karşı tarafı eleştirmek kara cahilliktir. Herkes payına düşeni sahiplenmeli.. Ve buna çare ararken, önce "ben" demek bencillik değil aksine düşünceli bir davranış, olgun bir hareket olur.. Kendini bilip düzenleyen, ona göre hareket eden insan, kendini tanıyan insan keyif verir, keyif alır..

10/02
21:48