30 Aralık 2012 Pazar

şunları da al




hevesimi orta yerinden kırdılar..
sesi taa çocukluğumdan duyuldu.

bir parçayı yediler,
ötekini fakir fukaraya dağıttılar.

sevaba mı girdiler ?
günaha mı girdiler ?

ben ne edeyim artık
gidiyorum anne,
anne kadar başına evlâdın düşsün!

Sabâ

Duvar

Bozcaada'da bir duvar


Arkadaşım Badem Ağacı

Sen ağaçların aptalı 
Ben insanların 
Seni kandırır havalar 
Beni sevdalar 
Bir ılıman hava esmeye görsün 
Düşünmeden gelecek karakış.. 
Acarsın çiçeklerini .. 
Bense hayra yorarım gördüğüm düşü... 
Bir güler yüz bir tatlı söz.. 
Açarım yüreğimi hemen 
Yemişe durmadan çarpar seni karayel 
Beni karasevda 
Hem de bilerek kandırıldığımızı 
Kaçıncı kez bağlanmışız bir olmaza 

Koş desinler bize şaşkın 
Sonu gelmese de hiç bir aşkın 
Açalım yine de çiçeklerimizi 
Senden yanayım arkadaşım 
Havanı bulunca aç çiçeklerini 
Nasıl açıyorsam yüreğimi 
Belki bu kez kış olmaz 
Bakarsın sevdan düş olmaz 
Nasıl vermişsem kendimi son sevdama 
Vur kendini sen de bu güzel havaya

Aziz Nesin


Bir Ömürlük Misafir

Ah efendim önemi yok halimin
Seyrederim hayret ile şu alemi
Ne bilinir kıymet ne kıyamet
Allah'a emanet ne gelir elden
Ne sahibim bu yerde ne kiracı
Sadece bir ömürlük misafirim ben

Sezen Aksu

Park

Kadın yavaşça eğilip mendilini adamın kucağına bıraktı. Ağır adımlarla, adamın peşinden geleceğinden emin, ilerledi.. Adam mendili iki avucunun içinde tuttu, baktı, baktı.. Yüzüne yaklaştırıp burnuna değdirmeden kokladı. Derin nefeslerle içine çekti kokuyu. Sarhoş gibi ağır hareketlerle ayağa kalkıp kadının ardı sıra yürüdü. Mendil elinde, eli cebinde..

Kadın yavaşladı. Adamın ayak seslerini, eşsiz bir müzik gibi dikkatle dinlemeye koyuldu.. Müzik sona erdi, kadın durup döndü. Kısa bir süre bakıştılar.

Ve aniydi. Göğün açılması gibi, nisan yağmuru gibi ;  coşkun ve iri, 
kalabalık, hızlı,
- hıp hızlı birbirlerine karıştılar..

*
Sonra "o ağacın altına" gidip oturdular. Kadın çantasından bir kalem çıkartıp 

"Sen etrafı kolla ben yazacağım" dedi. Adam etrafına bir nişancı edasıyla rahat ve keskin bakışlar savururken kadın, oturdukları banka, kendi adını  ve bir başkasının adını kazıyarak yazdı. Kalem kırmızı idi. 
"Tamam bitti" diyerek kalemi çantasına koydu. Adam banktan kalktı, bir sigara yaktı. Kadını ve yazıyı seyre koyuldu. Kadın kalktı, adam sigarasını yere atacakken kadın davrandı, sigarayı alıp içmeye devam etti. Adam  cebinden mendili çıkartıp kokladı. Gözleri kapalı bir dilek tutup, mendili banka bağladı. Kadın sigarasını bankın üzerinde söndürüp ağaca yaslandı.   

Adam kadına ve ağaca uzun uzun baktı. "İkimize bir ağaç ev yapacağım, sen burada bekle" diyip uzaklaştı. Kadın sevindi. Eşsiz bir müzik dinler gibi gözlerini kapatıp yüzünü rüzgâra verdi. Rüzgâr kadının yüzünü aldı, ağaca esti, ağaç kadının yüzünü aldı, yapraklarına verdi. Yapraklar yeşerdi. Adam elinde bir balta ile çıkageldi. Kadın sevindi, banka geçip oturdu. Mendili seyre daldı.

Adam; "sen etrafı kolla ben yapacağım" diyip ağacın arkasına dolandı. Baltanın sivri ucunu bir kalem gibi tutarak ağaca kendi adını ve bir başkasının adını kazıdı. Yapraklar sarardı. Kadın sarardı.

Adam gelip baltayı banka sapladı. Balta önce banka, ardından kadının sırtına girdi, kalem gibi. Yapraklar döküldü. Kadın banka saplıydı, düşemedi. 

Adam kadının yanına oturup banktan mendili çözdü. Kadının gözyaşlarını sildi. 

"I love you,
 I need you,
 We'll be happy" diye ecnebi bir şarkı mırıldanmaya başladı. 
Kadın eşsiz bir müzik dinler gibi gözlerini kapatıp öldü.

Adam da mendili koklamaya koyuldu.  



30.12.12
Sabâ


23 Aralık 2012 Pazar

Güllü Geliyor Güllü 1/7 Türkan Soray - Ediz Hun 1. Bölüm

Kürk Mantolu Madonna


-Şu kitabı, sırf kapağından sebep 1 senedir almıyordum, duyuyordum, rastlıyordum ama bi türlü elime alamamıştım. Kapağın mavisi fazla çiğ, adamın kısık gözleri ise pek özensiz geliyordu. Neyse..

Geçen gün kürk giydim, gene kitabın adı geçti.. Dün de gittim aldım, Allah'ım zevk şölenine daldım âdeta.. İçinden bir iki yeri paylaşayım, henüz bitmedi ..





"İnsanlar nedense daha ziyade ne bulacaklarını tahmin ettikleri şeyleri araştırmayı tercih ediyorlar.


Dibinde bir ejderhanın yaşadığı bilinen bir kuyuya inecek bir kahraman bulmak, muhakkak ki,
dibinde ne olduğu hiç bilinmeyen bir kuyuya
inmek cesaretini gösterecek bir insan bulmaktan daha kolaydır."

**
"İnsanlara ne kadar muhtaç olursam,

onlardan kaçma ihtiyacım o kadar artıyordu."

**
"... edebiyat gibi boş şeylerin mektep sıralarından sonra 

ancak zararlı olabileceğinden bahsetti."

**
"İnsanları, kendi cinslerinden biri üzerinde

kudret ve salâhiyetlerini denemek kadar tatlı sarhoş eden

ne vardır?"

**
"Her şeye hazır bulunan ve kimden ne gelebileceğini bilen

bir insanı sarsmak mümkün müdür?"
**
"Bir insana, başkalarından daha yakın olmanın gururu..."


_____________________________________

Kürk Mantolu Madonna / Sabahattin Ali

süs


a little more ego



a little ego


my blueberry nights

*Yumurtanız nasıl olsun? 

-Kafamda kır, yanaklarımdan aksın lütfen.. Teşekkürler.

Oh Cherie


Oh cherie
The city comes alive
It simmers in the night
It’s wounded with desire


22 Aralık 2012 Cumartesi

how about some fuck?



bir deşarj yöntemi olarak; - how about some fuck? 



buz

Elleri büyük bir şiir
tutmuş canımın yakasından,
düştü düşecek aşağıya
can havliyle yapışmış canıma
sıktıkça sıkıyor

Canım sıkıldı
Cancağzımı çok sıktılar

ve gördüm ki sıkı can
hiç de annemin dediği gibi iyi değil
İyilik değil bu

düpedüz, apaçık, besbelli, 
gün gibi, 
hem de gündüz vakti
cinayet!

-buz gibi ihanet.

Balonları gırtlağımıza bağlamış
Yükseldikçe yükseliyoruz

rengârengiz..

Sen diyorsun ki -uçuyoruz
Ben diyorum ki -ölüyoruz



17 Aralık 2012 Pazartesi

-lerimle

‎"...
Sonra bulunmaz hint kumaşı lafbililiğindi
Beni yüzyıllık kümesine dadandıran tilki

Tüy aldım ki evrende kalkıp gitmeleri özetliyorsun
Seni bilmek ne uzun kelime ne acaip ilgi

Ama ben nice göz, nice deniz, nice gazel
Lerimle gördüm lerimle bildim lerimle becerdim o işi "


Cemal Süreya

16 Aralık 2012 Pazar

ay


Ay'a küsmedim.. Sadece çok utanıyorum. 
O bunu görmemeliydi..

*
Ay'dan çok utanıyorum.



İç Nefes

O bir çay istemişti, trenin içinde
Biz tren yolcusuyduk, çölün içinde
Ben yalnız kalmıştım, senin içinde
Oysa kaç kişinin yerine sevmiştim seni!

Aşkı geçtik, gözlerini açabilirsin.




O bir dile sığınmıştı, sözü içinde
Yolu yoluma çıkmıştı, çölü içinde
Ben eski kalmıştım, senin içinde
Oysa kaç çocuğun yerine övmüştüm seni!

Düşü geçtik, kendine bakabilirsin.

O bir bende kırılmıştı, hayli içimde
Issız otağ kurulmuştu, canım içinde
Ben kime kalmıştım, senin içinde
Oysa kaç bahçe yerine açmıştım seni!

Kimi geçtik, kimseye sorabilirsin.


Haydar Ergülen, İç Nefes.

Bana Hiç Bakma


“Terk etmenin acısı terk edilmenin acısından fazla olabilir. Terk edildiğinizde elinizde sizi teselli edecek ürperen masumiyetiniz ve kabaran gururunuz kalır. Terk ettiğinizde ise elinizde sadece avuç çizgileriniz vardır.” 

Bahadır Cüneyt Yalçın



“Aslında insanı en çok acıtan şey; hayal kırıkları değil. Yaşanması mümkünken, yaşayamadığı mutluluklardır.”

Dostoyevski

14 Aralık 2012 Cuma

TEFE'ÜL

KİTAP FALI: TEFE'ÜL

Eski zamanlarda bir işe başlarken veya bir karar aşamasındayken kitap falına bakma âdeti yaygındı. Buna "Tefeül" adı verilir. 
Dinî, tasavvufi eserlerin bir niyet veya dilek tutularak rastgele açılıp, sayfanın başındaki, ortasındaki veya sonundaki beyit ya da cümleler okunarak yorumlanır.
__________________

Ben de tefe'ül yaptım demin, Mesnevî'den;

-..hakiki arslan, lütfundan cömertlik edip köpeğe kemik bağışlar. Gerçi o köpek dürüst değilse de bizim kemik verişimiz umumî bir lütuftur..-

Zeki Müren - BİR GÜLÜ SEVDİM

Allahım çok seviyorum bu adamı, nurlar içinde yatasıca!

Hırsız Polis

Sevdiğinin kanını mürekkep edinmiş bir hırsız
Kadının dualarını kendi uykusuna aşırmış
Rüya içinde rüya

-Adını adımın önüne yazıyorum

Diye başladı film, kısa film
Uzun metrajlı rüyaların kısa molalarında
Şu küçük ganimetin peşinde hırsızlar kralı
Ayıplanmış elbet

Taşlanmış da, dönerken etrafında
-Kendi kendinin..

Düşüvermiş elinden feneri
Ev halkı uyanmış,
Uyanmış hırsız

Ama polis kapıda

Günaydın.

12 Aralık 2012 Çarşamba

Ayna

"Günaydın!!" dedi kız, yüzünde kocaman bir gülümsemeyle.. Gözleri pırıl pırıl, heyecanlı ve hareketliydi.

"Günaydın mı" diye mogurdandı öteki doğrulurken kuş tüyü yatağından.. Saçları dağınık, gözleri şiş ve durgun.

"Günaydın elbet! Hoşgeldin, hiç uyanmayacaksın sandım, kahvaltın soğudu ama yumurtanı bilerek pişirmedim, sıcak yersin.. Yalnız ekmekleri tekrar ısıtmam gerekecek, sen giyinene kadar hallederim, hadi aşağı gel." diyip oturduğu yatağın kenarından kalkarak kapıya yöneldi.

"Yemek istemiyorum, bırak biraz daha yatayım" yorganı kafasına çekip hıçkırıklara boğuldu.

"Aaaaa napıyorsun Allah aşkına, niye ağlıyorsun şimdi, uyandın ya artık, bırak hadi gel bişeyler yiyelim beraber.. Biliyorum, çok sayıkladın, terledin, tepindin durdun hep.." tekrar yatağına kenarına oturdu ve yorganı kızın başından hızla çekip alarak devam etti; "anlat hadi, paylaş iyi gelir, ne gördün? Bak burdasın artık, bir daha uyumak yok, kötü rüya da yok." Elini kızın suratında gezdirdi, saçlarını yüzünden ayıkladı ve gülümseyerek o iri gözlerle bir cevap beklemeye koyuldu..


Kız daha sakindi sanki, hıçkırıkları yavaşladı, yatağın içinde doğrulurken elini onun elinin üzerine götürdü, ikisi de kızın yanağını tutuyordu şimdi.. Gözleri diğerininkilerden daha büyüktü, yaşlarla iyice parlayıp büyümüş ama durgun, ölü balık gibi bakıyordu. Göz gözeydiler,

"Haklısın uyandım artık, burdayım" elini onun eliyle birlikte kucağına koydu. "Çok korkunçtu, hep böyle mi olur, yani uyuyunca hep böyle mi olur? Sana da oldu mu?" bakışlarını kaçırıp cevap beklemeden devam etti "ev gibi bi yerdeydim, ama tam bilemiyorum, banyoya benzer bir odanın kapısında dikiliyordum. Sanki yıllardır orada dikiliyordum, bekliyordum, çok yorgun ama beklenti içinde.. Ne bekliyordum bilmiyorum.  Gerçekten bilmiyorum. Belki de bunun olacağını biliyor, ve hemen gelip geçmesini diliyordum. Bilmiyorum."

"Bilmek zorunda değilsin, öyle düşünme, bazen sadece hissetmen gerekir. " diyerek kızın elini iki eliyle sıkıca kavradı. Tekrar göz göze geldiler.

"Belki de haklısın. Öylece bekliyordum, soğuktu, yalnızdım, sırtım çok soğuktu. Sırtım." derken bişeyler hatırlamaya çalışıyor gibi başını eğdi, ağlamamak için dudaklarını ısırıyordu, derin bir nefes alarak devam etti "üzerimde beyaz bir elbise vardı, yere kadar, kırık beyaz, göğsü, boynu açıkta fakat kolları uzun ve dantelliydi. Sanki bir yere gidecekmişim gibi hevesle giyinmiştim.. Bilmiyorum. Başımı kapının kirişine yasladığımı görüyordum karşı ki aynadan, kapı yarısına kadar açıktı. Tam açık değildi ve aynadan kapının arkasını göremiyordum. Aynanın o kısmı buharlanmıştı.. Bilmiyorum neden.. O içerdeydi, aynaya bakıyordu. Beni görmüyordu, sanki görünmezdim. Ben aynadan kendimi görüyordum fakat o beni görmüyordu. Sakindi, aynanın önünden aldığı kremi bıyıklarına sürdü, köpürttü, ellerini yıkayıp lavabonun yanındaki traş bıçağını aldı. Elindeki sular dirseklerinden damlıyordu. Beni görmüyordu. Kalp atışlarım hızlanmıştı, anlamıyordum, kalbimin sesinin tüm evde yankılandığına yemin edebilirim ama o duymuyordu. Sanki taş kesilmiştim, sırtım da buz gibiydi, öylece başım yaslanmış aynadan ona bakıyordum. Bıçağı dudağının üzerinden hızlı ve keskin bi hareketle geçirdiğinde, boynumda müthiş bir acı duydum. Sanki kurbanlık koyun gibi yasladığım başım ile boynum iyice açıktaydı ve aynadan boynumdaki kesiği görebiliyordum. Allahım!" ellerini boynuna götürüp tekrar ağlamaya başladı. Bu sefer hıçkıramayacak kadar nefessizce ve sessizce ağlıyordu.

"Ağla, ağla ama artık buradasın, ben yanındayım, orda değilsin artık, geçti bak.." elleriyle onun göz yaşlarını silip damlaları kendi dudaklarında gezdirdi ve yutkundu. "devam et, bırak çıksın içinden, hadi.."

"Bilmiyorum, hiç bir şey anlamıyordum ve çok korkuyordum, hiç bu kadar korkunun varlığını hissetmemiştim.. Boynum iki küçük kan nehrine yataklık ediyordu adeta. Kan henüz elbiseme bulaşmamışken, o ikinci kez, daha geniş ve yavaşça, işkence eder gibi dudağının üzerini bıçakla tamamen temizledi. Bağırmak istedim fakat taş gibi öylece bakıyordum. Boynum artık boydan boya kesilmişti. Acıdan nefessiz kalmıştım. Öylece havada asılı gibi.. Damarlarımı görebiliyordum, kan; sanki patlamış bir musluk gibi boşalıyordu, tüm elbisem kan içinde kalmıştı. Yere düşmek istiyordum, ordan kaçmak istiyordum! Allahım! Sırtım buz gibiydi.Titriyordum ama hareket edemiyordum. Acı öyle büyüktü ki hemen öleceğim sandım. O an küçük de olsa mutluydum, şimdi geçecek ve yok olacağım diye.. Bitecek.. Bitmedi. Yüzünü yıkadı, kurulandı. Kapının arkasından ceketi alıp giydi. Kapıyı ardına kadar açıp yanımdan geçip gitti. Aynaya bakıyordum ama bu sefer kendimi göremiyordum. Çılgın gibi gözlerimi bir oraya bir buraya gezdirdim, yoktum ama ordaydım. Yoktum hiç bir yerde ama ordaydım. Soğuk, acı, korku hepsi ordaydı, ben de ordaydım ama yoktum. Hala kıpırdayamıyordum. Bağıramıyordum. Sadece evde yankılanan, iyiden iyiye zayıflamış, tiz kalp sesimi işitiyordum. Birden bir kahkaha koptu, içerde ne yapıyordu?! Gülmeye başladı deli gibi. Deli gibi gülüyordu ve sesi kalbimin sesini iyice bastırmıştı. Sonra sert ve soğuk bir demir kapı kapı sesi! Gitmişti. Kapının çarpmasıyla yere düştüm. Ya da tam düşemedim, hatırlamıyorum, o sırada uyandım işte.."

Yine göz gözeydiler. "Günaydın canım, hoşgeldin"

Durdu, gözlerini ovuşturup iyice gerindi.

"Hoş geldim, hoş geldim.." diye kendi kendine tekrar etti.

Yataktan kalkmış ayakta, boş odada dikiliyordu şimdi. Karşıki gardırobun aynasından kendini baştan ayağa  süzdü. Ev sessizdi. Yalnızdı.  Odadan çıkıp ahşap merdivenlerden aşağı indi. Az ilerde banyonun kapısı aralıktı. Yerler kan içindeydi. Aralık kapıdan yerdeki adamın kana bulanmış eli gözüküyordu. Banyo kapısına gelip durdu. Kapının kirişine yaslandı. Ayaklarını kanın içinde biraz şapırdattı. Sesi, sessizliği dinledi ve banyoya girip kapıyı ardından kapattı.

**

12.12.12
Sabâ

9 Aralık 2012 Pazar

gel gel


Deprem olmuşmuş muş, göçük altında külkedisi okuyor biri, öteki de delik pabucunu bırakıyor. Sonra sen gel akut ol, var mı öyle bi masal??
**
Ben sana ne masallar okuyayım da gör. Kulaklarının pası silinsin, Allah rahatlık versin. Şifa niyetine masallarla can alınır, can verilir..

Shiny Toy Guns - Stripped

Let me hear you make decisions
Without your television
..

6 Aralık 2012 Perşembe

Madem ki


Madem ki bu dünya yok olacak bir gün... 

Sevginin bitmesine insan neden üzülsün ?
w.s.
**




Dostum, göründüğüm gibi değilim. görünüş sadece giydiğim bir elbisedir. senin sorgularından beni, benim kayıtsızlığımdan seni koruyan, özenle örülmüş bir elbise.
benim içimdeki ‘ben’, dostum, sessizlik içinde oturur, sonsuzluğa dek kalacak orada, doyulmaz, erişilmez.
ne söylediklerime inanmanı, ne de yaptıklarıma güvenmeni isterim- çünkü sözlerim senin aklından geçenlerin dile getirilmesinden, yaptıklarımsa umutlarının eylemleştirilmesinden başka bir şey değildir.
‘rüzgar doğuya esiyor’ dediğin zaman ‘evet, doğuya esiyor’ derim: çünkü düşüncelerimin rüzgarda değil, deniz üzerinde dolaştığını bilesin istemem.
denizlerde gezen düşüncelerimi anlayamazsın, zaten anlamanı da istemem. bırak denizimle başbaşa kalayım.
senin için gündüz olduğu zaman dostum, benim için gecedir: böyle olsa da ben yeşil tepelere değerek oynayan öyle vaktini, vadiden süzülen mor gölgeleri anlatırım; çünkü sen ne karanlığımın türkülerini duyabilir, ne de yıldızlara çarpan kanatlarımı görebilirsin-görmemenden, duymamandan hoşnudum ben. bırak gecemle başbaşa kalayım.
sen cennetine yükselirken ben cehennemime inerim- o zaman bile bu ulaşılmaz uçurumu ötesinden bana seslenirsin,’arkadaşım, yoldaşım’ ben de sana seslenirim, ‘yoldaşım, arkadaşım’-çünkü cehennemimi görmeni istemem. alevler görüşünü yakacak, duman burnuna dolacaktı. senin gelmeni istemeyecek kadar çok severim cehennemimi.bırak, cehennemimle başbaşa kalayım.
sen gerçeği, güzeli, doğruluğu seversin; ben de sen hoşnut olasın diye bunları sevmenin yerinde ve iyi olduğunu söylerim ama içimden senin sevgine gülerim. gene de gülüşümü göresin istemem. bırak kahkahalarımla başbaşa kalayım.
dostum, sen iyi, ihtiyatlı, akıllısın; hayır sen eksiksizsin- ben de seninle ölçülü ve düşünerek konuşurum. oysa ben deliyim. ama gizliyorum deliliğimi. bırak deliliğimle başbaşa kalayım.


Dostum, sen benim dostum değilsin

 ama ben bunu sana nasıl anlatacağım? 

h.cibran

ya-


Geldiniz madem.. 

Ya defolup gidin hemen,

Ya da az merhamet edip işinizi çabuk görün..





27 Kasım 2012 Salı

Ey yağmur sonraları loş bahçeler, akşam sefaları..

Aaaaaaaaaaıııııııııığğğhhhhhhhhh! Evet geldim pisi pisi.. Mecburi istikamet. Korkuyorum yazmaktan, bi Allah'tan bi de yazmaktan. Belki de yazmak değil de, içimde uyuyanları dürtmekten korkuyorum. Neyse gelmiş bulunduk artık..
*
Hem; "Kim ne anlamış sanki mutluluktan! Ey yağmur sonraları loş bahçeler, akşam sefaları.. Söyleşin benimle biraz, bir kere gelmiş bulundum." -Edip Cansever-
*
Kafa tatili dolayısıyla geldim, iş sezonu açılsın gideceğim buradan. Buralar bana göre değil. Yazdıkça batıyorsun, yazdıkça farkediyor fakat değiştirmiyorsun. Bu batak melankolinin kendine çeken, ruhunu soğuran bir girdabı var, kaçamıyorsun da şerefsizden. Kendine acıma duygusunun verdiği o müthiş öz güven. Ne ironik ve ne fena di mi.. Hahaha (burada i literally laughed!) O yüzden akıllı davranıp tam dozundayken kaçmak lazım koşaraktan.. Öyle yapıyorum ben.

5 Kasım 2012 Pazartesi

mama

bazen ağlamamak (ağla-ya-mamak değil)

ağlamamak,

en kuvvettli, sarsıcı ve yıkıcı

-hani şöyle çığlık çığlığa-katıla katıla

yapılan ağlama ayinine dönüşüverir.

anlamadan, ağlamadan.

18 Ekim 2012 Perşembe

Yasemin Mori - Deli Bando


Kapla bedenimi kurşunlara 
Zırhlar gibi iniyor Deli Bando
İspanyolların arsız okları gibiyim
Hadi yüreğini oklara sapla Deli Bando


                      

17 Ekim 2012 Çarşamba

ink


-işte böyle
*nasıl?
-hareket etmezsen üstün toz kaplanır, yani bunu da ben mi öğreteceğim!? Sonra da tozlar düşmesin diye put kesiliverirsin..
*yok cnm, tozu kim sever!?
-sen-ben-o, bu suya damlayan bir mürekkep gibi.. hayal et....  siyah bir damlanın suya düşüşü, yavaşça sinsice sızışı.. dağılışı, her bir zerreye nüfuz edişi.. Görüyor musun?
*evet. evet ama..
-sus artık, seni dinlediğimiz zamanı hatırlatmıyım istersen.. hı?

16 Ekim 2012 Salı

ötede

bir büyük çınar,
kaç asırlıktır dalları, kökleri.. bilmiyorum
tünemişler, tırnaklarıyla çelikten
kan damlıyor köklerine doğru
uzanıp deliyor toprağı
ve kırmızı soluyor ağaç-görüyor musun?
bana uzak
bana çok uzak

gülüşmeler var, birden fazlalar
seçemiyorum artık
kaç asırlık sağır bu kulaklarım.. bilmiyorum
melodiler, belli belirsiz, kesik kesik
bi bebeğin beşiğinden mi geliyor, ağlıyor mu
yoksa piano mu bu çalan
uzak uzak
-çalan

terliyor yapraklarından kırmızı kırmızı
ve tünemişler, tırnaklarıyla çelikten
en zayıf dallara hem de, en zayıflarına
leş yiyiciler
ama o ölmedi ki daha
ölmedi ki yaşıyor hala
benden uzak
benden çok uzak

kanatlarımı açamıyorum uçup gelsem
kaçamıyorum bi ses versem
örümceği ağına dolayıp köşemde beslediğim
o duasız, o nursuz günden beri açamıyorum
açılmıyor kanatlarım

bana uzak

hiç merak etmiyorum
izin verirken kayıp düşmelerine
kapıp götürürken çelik pençeler
sakinim-kendimden ötede

30 Eylül 2012 Pazar

Kimsecikler



gelmeye fırsatın yok biliyorum.
peki ya ben
ben var mıyım?
ya da hakkımda bildiklerini sırala
gelmiyor mu hiç bir şey aklına?
anladım.
konuşan gözler meselesi,
belkide konuşuyordur gözlerin ama ben gözce bilmiyorum ki;
sessizce biliyorum
usulca biliyorum
masumca biliyorum
yapabildiğini bildiğin tek bir şey var ama nolur bu sefer ağlatma yüklemi.
peki ya sen
sen var mıydın?
hakkımda bilmediklerine ağlarken.
yoktun
gözlerinin konuştuklarını neden anlamıyorum merak ediyor musun?
çünkü;

onlar da yoklar.


Cemal Süreya

9 Ağustos 2012 Perşembe

Öten Ölüler




Gene ötüyorlar,
Duyuyor musun?
Ama!

..Sonra döndüm yüzümü bu yana
O yerde yatanlara
Saydım, üşenmedim
Tam dokuz ceset -9- kuş
Her biri bir can oldu kediye
-hediye
Saydım dedim ya
Tam dokuz ceset bir de kedi
-ölü
Hakları Hakk'ın rahmeti
Halbüsü ben onları incitmeyecektim
Bi daha yapmam anne, -söz.
Çünkü,
Çünkü,
Ben,

Ayaklarını ısırıp kopardım ki
Konmasınlar daha
Hep uçsunlar diye
İnmesinler gökten yere
Deli mi bunlar?!
Akılları ermez dedim, ben erdirdim
Koştum avladım tek tek,
Gözlerimle.
Sözlerimle.

İnmesinler diye, inmesinler işte!
İnmeyesiniz diye vallahi be-

Tek tek tam dokuz ceset saydım
Bir de ben kedi
Ötmeyin şimdi aptallar
Ölüler öter mi hiç.


09.08.12 / 06:09
_____________
saba

3 Temmuz 2012 Salı

Kan Atlası





Kan Atlası




      "Ben babamın yuvarladığı
                 çığın altında kaldım."

Çolak mırıltılarla dövmelenen çocuk
          her gün her gece eğer adasında,
Gözü ağzı elinden alınmış, yosunlar
          sarmış bedenini çığlıklarken bunu su içinde...

Karada, hançer suratlı abinin rüzgârında uçar adımları.


Geçmiş ilmeğinde saklıdır arzusu
İçinden karanlık, tekrar ve ilenç
             sızdıran hayret taşında.
Soruyor hatırasında, "sırtımda ve
sırtında gezinen bu ürperti kim,
bir damla süt yerine bu ağu kim?"
ay gözüyle bakmayan kavruk akıllara
                  -boy atmış da salgıları,
                   cücelmiş sezgileri-
bir yanılgı rehavetinde debelenenlere...

Ey, yüzleri
               bir babakuş gölgesine
                                   çakılmış olanlar,
Üzgün adım, ileri marş!




_____________
Nilgün Marmara

26 Mayıs 2012 Cumartesi

bi dur

Sen O'nu istemiyorsun, O'nun yanındaki kendini istiyorsun. O ise senden kaçmıyor, senin yanındaki kendinden kaçıyor. Ve sen bunu zaten biliyorsun..

di mi

Ödeştik İşte..


bildiğimden değil,
hissettiğimden hiç değil..
yaşadığımdan oldu.

yaşayınca hem bilip hem hissettim,

ondan oldu hakim bey,
suçumu kabul ediyorum.

hem ben suçu seviyorum.

küçükken hakim olacaktım, kıskanıyorum seni.
sen de beni.
ödeştik işte.



Gül Saba TAKA

20 Mayıs 2012 Pazar

Ed.C.


'Başım Dönüyor İkimizden'

Çocuklar ekmek yiyorlar gibidir sesin
Ön dişleriyle belli belirsiz
Bir martı kalıyor gibidir hiç olmayandan
Çünkü biz ikimiz de çirkin değiliz
..........
..........
Edip Cansever

14 Nisan 2012 Cumartesi

27

ben zaten bıraktım
ama kedi bırakmadı, geldi
daha elimi uzatmadan koştu geldi
ben merhaba diyemeden okşadı sevdi beni
ben mi kediydim, o mu derken
tüyleri vardı, bayağı vardı
ama onun değildiler, uçuştular
benimdi demek ki, dokunmadı
kedi benmişim meğerse, nankörmüşüm

düşünce anladım,
tam 4 ayak üstüne
üstüme

düşünce anladım üzerime.

11 Nisan 2012 Çarşamba

söylemem boştur

küçükken babamın göğsünü yumruklardım, öksürüp ağzından çikolata çıkartırdı.
avucunda saklardı tabii bilirdim de, oyun işte.
ben hala oynuyorum.


yumrukluyorum da
çikolatayı göremedik henüz..

**

bir küçücük aslancık varmış
bir küçücük aslancık varmış
çöllerde ko-ko-koşar oynarmış
çöllerde ko-ko-koşar oynarmış

babası onu çok severmiş
babası onu çok severmiş
sen benim ca-ca-canımsın dermiş
sen benim ca-ca-canımsın dermiş

aslan baba harbe gidince
aslan baba harbe gidince
küçüğün ra-ra-rahatı bitmiş
küçüğün ra-ra-rahatı bitmiş

aslan baba harpte vurulmuş
aslan baba harpte vurulmuş
küçüğü çö-çö-çölden kovulmuş
küçüğü çö-çö-çölden kovulmuş

bu öykünün sonu pek hoştur
bu öykünün sonu pek hoştur
söylemem söy-söy-söylemem boştur
söylemem söy-söy-söylemem boştur


**
çocukken bozulan ruh sağlığımı bu şarkıya borçluyum
söylemem söy-söy-söylemem boştur=)

top benim, oynatmam-oynamam.

10 Nisan 2012 Salı

5

merhaba ben klişe

kendini kabullendiğinde
belki kucakladığında ya da gördüğünde
ve gerçekten sevdiğinde
beraberinde tüm bu güzellikleri taşırsın
saçarsın, verirsin, paylaşırsın

kendini bilemediğinde,
sevemediğinde, anlayamadığında,
ittiğinde, gizlediğinde, örttüğünde,
ötelediğinde, ertelediğinde, dışladığında,
beraberinde tüm bunları taşırsın
nereye ya da kime gidersen git
sığamazsın, duramazsın, veremezsin
alamazsın, paylaşamazsın..

senin olan bir bir avuç su
senin olmayan denizlerden efdaldir

senin olmayanı nasıl paylaşırsın?

8 Nisan 2012 Pazar

şunlar

şu sağdaki balıkları gene de besliyorum her gün
biliyorum ne üç kağıtçı onlar.
yemi görünce hepsi aç.
hiç mi doymazlar?
yok, doymazlar.
biliyorum ki bu bi oyun
hiç mi bitmez?
bitmez işte.
sen burayı aklından çıkarana kadar
bu oyun sürer
bu balıklar döner de döner
döner de döner..

5 Nisan 2012 Perşembe

Kuş Koysunlar Yoluna

Bir karga bir kediyi öldüresiye bir oyuna davet ediyordu. Hep böyle mi bu?
Bir şeyden kaçıyorum bir şeyden, kendimi bulamıyorum dönüp gelip kendime yerleşemiyorum,
kendimi bir yer edinemiyorum, kendime bir yer.'.. Kafatasımın içini, bir küçük huzur adına
aynalarla kaplattım, ölü ben'im kendini izlesin her yandan, o tuhaf sır içinden!
Paniğini kukla yapmış hasta bir çocuğum ben.
Oyuncağı panik olan sayın yalnızlık kendi kendine nasıl da eğlenir.
Niye izin vermiyorsun yoluna kuş konmasına
Niye izin vermiyorum yoluma kuş konmasına
Niye kimselerizin vermez yollarıma kuş konmasına?
"Öyle güzelsin ki kuş koysunlar yoluna" bir çocuk demiş.


Nilgün M.

3 Nisan 2012 Salı

Kapı'da

tak tak!
-kim o?
kim olacak yahu, aç hadi.

adımı yazamadım, harfler karıştı
adıma yabancıladım bi an
-o an-
nası bir boşluk, ne doyulmaz bi tattı..

sonra portakal çekti canım
sürükledim kendimi portakala
portakal beni unuttu, ben onu hatırlayamadım

-kimsin sen, çıkaramadım?
aç canım ben senin annenim..
"sonra kuzucuk şöyle der"
-hadi sende yalancı! Annem değilsin sen,
senin sesin kalın; annemin sesi ince, su akar gibi..

'Kınalı' kalın sesinden tanımış kurdu..


17 Mart 2012 Cumartesi

Türkü

insanlar, şurada işte, gözükenler
müsvedde defterin birer yaprağı
buruşturup at

tek kayda -içi
tek kayda geçen -içi
tek geçen kafasının içi

gerisi rahimden düşen çöp
hidden chronicles'ı sikmek istiyorum -net.
pek manidar.

bir çubuk kız, boynu kıl kadar
yaslamış başını birilerine
ne özenilesi, rüya gibi

müsvedde.

bir iri ağaç, hem kitap olur hem defter
istersen yatak döşek, hatta sandık
oymalı kakmalı
yetmez mi

yak!

yakabilirsin de ısıtır.

ya da tut.
karnını doyurur.
hatta salıncak kur, çamaşır as
gölgesine uzan, gövdesine kazı
ne bileyim ulan

siktiğimin ağacını kim ektiyse
büyüdükçe büyüyor
işte sana sıkıntı, ne fırtınada eğiliyor
ne de itsen düşüyor

rivayete göre;
şu yaklaşan bulutları bekliyormuş
kara olanları

bi yıldırım türküsü tutturmuş geleli beri
hadi hayırlısı.

11 Mart 2012 Pazar

Ekmek

Kadın kalktı koltuğundan yavaşça,
Doğruldu upuzuuuuuun
Uzadı gitti havada

Su içmeye gider gibi olağan -sıradan
Yürüyüp gitti mutfağa

Sanki çöpün ağzını bağlıyordu
Elini kuruluyordu havluya
Ve camdan bakıyordu dalgın dalgın
Sanki

Öyle telaşsızdı göz kapakları
Kirpikleri

Evet kirpikleri
Masal dinlerkenki huzurla yıkanmış-


Ve sanki bardağa uzanır gibi
Uzanıverdi bıçağa
Kesti gırtlağını

Oracıkta yahu
Ekmek mi kesiyordu

Evet evet
Ekmek

Öyle isteksizdi,
Yalnız ettiği kahvaltılara eş
Bir zeytin çekirdeği gibi
Tabağın kenarında

Hiç şaşırmadı kaparken
Gözlerini

Başka bir masala..

Sanki kirliye atıyordu fanilasını
Öylece buruşuk kıpırtısız
Düşüverdi yere


E.K.B.

İşte bu ellerimle yalnızım bu inanmazsan bak
bu saçlarımla bu iyi giyimlerimle bu paralarımla
Sen varsın ya sen çoğu kez yetmiyorsun
Uzakta mısın, sen misin, söylemiyorsun
Bakışın mı eksik dudakların mı anlamıyorum
,
,
,
____________
Turgut


bir ihtimal daha var

Bunu bir tren yolculuğu olarak düşün,

Dilersen koridor tarafına otur, dilersen cam kenarına otur, ya da camdan sark,
istersen sessizce gazeteni oku, etliye sütlüye karışma.. Bazen tuvalete kalkarsın yerini biri kapar,
ya da trenin kafesi restoranı var mı diye aranırken kaybolursun.. Olur yani.. Yanındakiyle önündekiyle sohbete dalarsın.. O da olur..

Ama yol değişmez.

--Onu biletini almadan evvel düşünecektin.

"Bir kere yanlış trene bindiyseniz, koridorda ters tarafa yürümenin faydası yoktur" diyor Niçe...


Ama,
ama bak
dilersen,
bir sonraki istasyonda inebilirsin..
Tezcanlılık edip camdan atlamanın lüzumu yok!

it's ok

7 Mart 2012 Çarşamba

imdat

köy ötedeydi,
dağın eteklerinde, güneşin en çok vurduğu yerde
yol da belliydi hani,
apaçık, önüme uzanmış sırtüstü
alabildiğine kahve, alabildiğine yeşil
işte az bi mesafeydi
hatta suyun sesi bile gelirdi

sonra ne oldu
sahi nooldu

başka geçit de yoktu halbuki,
nası girdim bu ormana ben
ya bu alaca kurt da nerden takıldı peşime
hangi ara akşam oldu yahu
köy nerde, yol nerde
dağı da kaldırmadılar ya!

güneş nerden doğacak, şurası mı
ardımda mı kaldı yoksa
bunların hepsi de parlak,
hangisi kutup yıldızı
şu ağaçta biraz yosun mu var
saat kaç acaba
merak ederler beni onlar
gitmeliyim

uykum da var
çok uykum var
şu kurdun kürkü de ne sıcak
uykum var.

imdat.

4 Mart 2012 Pazar

Defterler

"Aşkın öldürdüğü de olur, hem de kendinden başka hiç bir gerekçe olmaksızın.. Birini sevmenin, başkalarını öldürmek olduğu bir sınır bile vardır.. Bir bakıma aşk; kişisel ve mutlak suçluluk olmadan olmaz. Ama bu suçluluk yalnızdır. Aklın tanıklığından yoksun, ağır bir yüktür."

"İnsan seviyorsa, yalnızca karar vermesi ve gerçek aşkın sonucuna yapayalnız karşılık vermesi gerekir. Bu serüven dolu yalnızlığı, insan isteksiz bir kalbe ve ahlaka yeğler.. İnsan kendinden korkar ve kendisi için korkar. Durumu reddederek kendisini esirgemek ister. Başlıca kaygısı, suçluluğunun ağırlığını biraz dindirecek bir gerekçe aramaktır. Madem ki suçlu olmak gerekiyor, en azından yalnız kalmasın.."

"Kendimi zorlasam bile beceremediğim 'yalanı' hep reddetmişsem, bu yalnızlığı hiç kabul edemeyişimdendir. Ama şimdi yalnızlığı da kabul etmek gerekiyor.."

"Yıllar boyunca herkesin ahlakına göre yaşamayı istedim. Kendimi herkes gibi yaşamaya, herkese benzemeye zorladım. Kendimi ayrı düşmüş hissettiğim zaman bile, bütünleşmek için böyle davranmak gerektiğini söyledim.. Ama tüm bunların sonunda felaket geldi. Şimdi kalıntılar arasında dolaşıyorum, kuralsızım, tereddütler içindeyim, yalnızım ve bunu kabullenerek, tek oluşuma ve kusurlarıma boyun eğdim. Tüm yaşamımı bir nevi yalan içinde yaşadıktan sonra bir doğru yaratmak zorundayım.."



Albert Camus


(elceğizlerimle yazdım)

s.p.

"Sometimes I feel like I'm not... solid. I'm hollow. There's nothing behind my eyes. I'm a negative of a person. It's as if I never - -I never thought anything. I never wrote anything. I never felt anything. All i want is blackness, blackness and silence.."


3 Mart 2012 Cumartesi

demiş

"ben özgürüm" dedi çocuk

her şeyden, herkesten uzak
ve yakın
her şeyin herkesin içinde
ve dışında

"büyük bir uçurumdayım belki"

hem ne demiş uçurumda açan çiçek,
"yurdumsun uçurum"

rüzgarın da benim, kanatların da
dibin de
hem en dibin de.

benim--sadece
ben.

1 Mart 2012 Perşembe

-lar

bir de kollarım var benim
bana ait olmamış gibi --hiç.
bir kolumdan da değil, her ikisinden çekiştiriyor
lar

çoklar.. ben de az değilim ya!

ama çoklar be anne --özür dilerim
duramayacağım.

penpen

pencereye gittim, pencere açık,
kapatmadım. geri geldim.
tekrar kalktım, pencereye gittim,
pencere açık, baktım da baktım..
pencere açık,
pencere çok açık.

bir pencere kadar olamadım.

dubdubdub-step

29 Şubat 2012 Çarşamba

In the Mood ...


Bir tren geçiyordu altımızdan
ve sallıyordu köprüyü yolcuların endişesi, telaşı, hüznü..
gözlerimiz sallanıyordu birbirinde,
iki ağaca bağlanmış paslı bir salıncak misali,
kırılmamış, bozulmamış..
çok kullanılmışlığın süsü, pası..
sallanıyoruz,
tutun bizi.

***
**
*

23 Şubat 2012 Perşembe

Şşşş!

ölmüş ölmüş de
dirilememiş -ölü kalmış

hızlı paslı gürültülü bir kamyon
çiğnemiş geçmiş
çamur, sis, ıssızlık bulaşmış tekerleğinden yüzüne
aydan parlak alnında izi kalmış bir vadinin
okyanustan derin, geceden derin


can çekişmiş kaldırımdan uzakta
hani nasıl bir kalp atar ya
yukarı-aşağı-yukarı-aşağı
güm güm güm güm güm güm
güm güm güm
güm güm

ve
ay tepesinde, en tepesinde kibirli ve hınçlı
güneşin özentisi, yedeği, Kabil'i ;
kanını içmiş yudum yudum -ağır


ay kırmızı şimdi
şşşş


öleceği var ya kızın
hani kamyon ya, çamur ya -gürültü
ah o homurtular, hırıltılar...
ah! can'ım
şşşşş duyacaklar!

güm güm
kanında değil de çamurda uzanmış
boylu boyunca, cenin.
rahmini yadırgamış, kıvranmış
düşüvermiş
.
.
.

her nefesinde biraz daha yutkunmuş
az daha, az daha derken
doymuş
hımmm

sonunda hınzır gardiyanın altında
doyduğunu görmüş de
öyle boğulmuş

tüh tüh.

Amor Amor

20 Şubat 2012 Pazartesi

Ne biliyosun..

kim bilir..

hem belki de senin denizine dalsam,
gözlerim kapalı,

balıklarından unutmayı öğrenirim,

kim bilir.

Miav

Ben böyle güzel huy görmedim Ya Rabbi!
Ondan mı bu geri durmalar dersin,
Ne dersin?


Ya bir deli olmalı ya veli,

Ben ikisine de varmam-
Hem ben varsam, dilim varmaz.

Sonra sokakta sakız kokulu kızlar,
Bir miskin kedi.
Ve aslan miyav dedi,

Minik fare kükredi.

19 Şubat 2012 Pazar

Çocuk *

ben senin denizini tanımam
o her yandığında koştuğun..

ben senin denizinden içmem
peşine takıldığın gemilerin evi
limanı-kiri

ben sende soluklanmam
yapmam etmem
benim evim okyanus,
suyum buz lacivert

bu sular derin, sırrı dibinde
senin yüzeyde
-aşık at sen gemilerle

ben gemilerle yüzmem

sen teneke kutularınla oyna çocuk
bu dalgalarda nefes alamazsın.
aldırmam.

Sakın

bana şiir yazma
sakın bana şiir yazma!

ağzına acı biber sürmem
harçlığını kesmem
falakaya da yatırmam seni

-aldatırım

en iyi bildiğim cinayet silahı
süikastçıyım 7 kuşak göbekten

tek sevgilim kendim ve ben ölene değin
bana şiir yazma,
sakın ola yapma

öldürmem seni de,
aldatırım
hem de en kıskandığınla

bana şiir yazma,
sakın beni bana yaklaştırma!


16 Şubat 2012 Perşembe

kırık

eşyaları durur,
tarağı, bardağı, bluzu..

eşyaları durur.

eşya dayanır da dayanmaz insan..

sesi durur,
gülüşü, kahkahası, nazı

sesi durur.

ses dayanır da dayanmaz insan..

resmi durur,
siyahı, beyazı, renklisi

resmi durur.

resim dayanır da dayanmaz insan,

ölüverir.

"araba dediğin nedir, çağırırsın gelir" dedi ablam.

çağırdık
geldi hakkaten.

araba gelir de çağırınca,

--çağırınca

gelmez insan.

yapma

ne meyillisin ötelere,
ötelerde su yok sana çocuk, gitme

kaçak göçek bu gönlün çok
yerini yadırgamış, hiç rahat yok

alıp başını iki elinin arasına
dalma sulara, dalma!
orda hayat yok sana-kanma..

aklını tut
aklını tut

kaçıveriyor sakın salma!

aklında tut
aklında tut

sen kimselere yar olmazsın
kandırma!

yapma.

15 Şubat 2012 Çarşamba

hepmi.


Atın bacağı sakatlandı.. ve bazı şarkılar beni vurmak istiyor, kaçamıyorum.

**

7 Şubat 2012 Salı


I shall be telling this with a sigh
Somewhere ages and ages hence:
Two roads diverged in a wood, and I--
I took the one less traveled by,
And that has made all the difference.

Robert Frost

2 Şubat 2012 Perşembe

au

bu

ölüyorum tanrım
ve bu bir intihar değil
*
ağlayamıyorum tanrım
işte bu bir intihar.

buyur şimdi

bi'şey oldu ve ben yaptım

bundan evvelkiler sarı çizmelinin değildi ya
şu kendini kandırma hevesi de nedir
ne zaman öğrenilir..

bugün bi'şey daha öğrendim, dur bak
acıdan ölürmüş insan
ama öğrendiğim o değil

acıdan ölemezmiş de
bu

sonra sen bana sevmeyi kavgayı
kuşları göğü ve daha nicelerini öğrettin
herşeyim ve hiçbirşeyim

tanrım oldun sen, beni baştan
yeni baştan
yine eeeeeeeen baştan mı yaratıyorsun şimdi?

hem de seçme şansım yokken.
hadi önden buyur.

**
yazmak, okyanusun ters dönmesiydi
ne gerek vardı şimdi..

29 Ocak 2012 Pazar

dip

suyun dibi bulanık

suyun dibi bulanık
suyun dibi bulanık
suyun dibi bulanık
suyun dibi bulanık
suyun dibi bulanık
suyun dibi bulanık
suyun dibi bulanık

ve ölümsüzsün uzanırken
saçların dağınık

belki de kabuğun bu kıyıya vuran
yorulmuş gemilerle yarışmaktan

utanmış da biraz yenilgiden
ya da çabalamaktan

yüzeyin aşkına yaktığı yosunlar
hele o deniz atları -dört nala

suyun dibi bulanık
suyun dibi bulanık
suyun dibi bulanık
suyun dibi bulanık
suyun dibi bulanık

bak işte!
suyun dibi bulanık

Tom McRae - You Cut Her Hair

sandım ki

sol yanımdan, göğsümün az altında
bi şey koptu anne

karnımda büyük bir taş
sanırsın ki suratıma çarptı
büyüüüüüüük bir güvercin

ama yok
göremedim

karnımda büyüüüük bir taş
gözlerimi kanatır
sonra şarkılar bile yavan

hani arabasıyla tozu dumana katardı babam
utanırdım arkadaşlardan
arabası var diye --bakmazdım o yana
taa ki o gelip camdan, uzatıp kolunu
yanağımdan makas alıncaya..


ağlıyorum ben anne
yanağımdan koptu bi parça
sanırsın ki suratıma çarptı
büyüüüüüüük bir güvercin

ama yok
göremedim

bakmadım ki o yana
utanç diyim ben- acı de sen
yalnızlık dedi beriki

beriki zaten hep fısıldadı

kulağımdan kan gelmedi de -- içime aktı babam
tozu dumana kattı
sandım ki büyüüüük bi güvercin
suratıma çarptı anne

--

kelime yok ki.


olsa..

23 Ocak 2012 Pazartesi

sadece



şimdi bırak, her şey düşsün kucağından
omuzlarından
ver nefesinle birlikte
tüm aldıklarını, sahip olduğunu
sandıklarını

uçsuz bucaksız bir okyanus hayal et
hava aydınlık değil
karanlık da..

su ılık, su durgun
nefesin ılık, nefesin durgun
aklın ılık, aklın çoook durgun
okyanusla eş

sırt üstü uzanıyorsun suya
su sana sarılsın, bırak
bırak hadi, gerçekten
ver nefesinle birlikte
tüm aldıklarını, sahip olduğunu
sandıklarını

kalp atışların hafifçe sallasın seni
tıpkı o salıncaktaki gibi
düşmeden az evvel..

bu sefer yalnızsın
ve düşmüyorsun
şaşırmıyorsun da

su senin alsın
sen suyun ol
yavaşça

kulaklarına dolsun
burun deliklerine
gözlerine

çok sakinsin

batmıyorsun-korkmuyorsun
sadece

sadece sen de bilmiyorsun.

Between Two Points

behind darkness
beneath candles
whispers waltz
around our dreams

18 Ocak 2012 Çarşamba

ah ben

Bir kuş konsa ya masama
selam etse,
Derdimi dinlese..

Hem dost olsak sonra, gülüşsek
Hallensek ve hatta şarkılar söylesek
bir ağız olup.

Ve ben, bu insanoğlu ben,
İhanet edip ona
Kafese koysam, en küçüğünden,
alıp götürsem eve, saklasam,
En benciliyle halimin..

Sonra gene yakınsam yalnızlıktan
Bu insanoğlu ben
dostsuzluktan..

Ah ben.
Ah ben.