30 Aralık 2012 Pazar

şunları da al




hevesimi orta yerinden kırdılar..
sesi taa çocukluğumdan duyuldu.

bir parçayı yediler,
ötekini fakir fukaraya dağıttılar.

sevaba mı girdiler ?
günaha mı girdiler ?

ben ne edeyim artık
gidiyorum anne,
anne kadar başına evlâdın düşsün!

Sabâ

Duvar

Bozcaada'da bir duvar


Arkadaşım Badem Ağacı

Sen ağaçların aptalı 
Ben insanların 
Seni kandırır havalar 
Beni sevdalar 
Bir ılıman hava esmeye görsün 
Düşünmeden gelecek karakış.. 
Acarsın çiçeklerini .. 
Bense hayra yorarım gördüğüm düşü... 
Bir güler yüz bir tatlı söz.. 
Açarım yüreğimi hemen 
Yemişe durmadan çarpar seni karayel 
Beni karasevda 
Hem de bilerek kandırıldığımızı 
Kaçıncı kez bağlanmışız bir olmaza 

Koş desinler bize şaşkın 
Sonu gelmese de hiç bir aşkın 
Açalım yine de çiçeklerimizi 
Senden yanayım arkadaşım 
Havanı bulunca aç çiçeklerini 
Nasıl açıyorsam yüreğimi 
Belki bu kez kış olmaz 
Bakarsın sevdan düş olmaz 
Nasıl vermişsem kendimi son sevdama 
Vur kendini sen de bu güzel havaya

Aziz Nesin


Bir Ömürlük Misafir

Ah efendim önemi yok halimin
Seyrederim hayret ile şu alemi
Ne bilinir kıymet ne kıyamet
Allah'a emanet ne gelir elden
Ne sahibim bu yerde ne kiracı
Sadece bir ömürlük misafirim ben

Sezen Aksu

Park

Kadın yavaşça eğilip mendilini adamın kucağına bıraktı. Ağır adımlarla, adamın peşinden geleceğinden emin, ilerledi.. Adam mendili iki avucunun içinde tuttu, baktı, baktı.. Yüzüne yaklaştırıp burnuna değdirmeden kokladı. Derin nefeslerle içine çekti kokuyu. Sarhoş gibi ağır hareketlerle ayağa kalkıp kadının ardı sıra yürüdü. Mendil elinde, eli cebinde..

Kadın yavaşladı. Adamın ayak seslerini, eşsiz bir müzik gibi dikkatle dinlemeye koyuldu.. Müzik sona erdi, kadın durup döndü. Kısa bir süre bakıştılar.

Ve aniydi. Göğün açılması gibi, nisan yağmuru gibi ;  coşkun ve iri, 
kalabalık, hızlı,
- hıp hızlı birbirlerine karıştılar..

*
Sonra "o ağacın altına" gidip oturdular. Kadın çantasından bir kalem çıkartıp 

"Sen etrafı kolla ben yazacağım" dedi. Adam etrafına bir nişancı edasıyla rahat ve keskin bakışlar savururken kadın, oturdukları banka, kendi adını  ve bir başkasının adını kazıyarak yazdı. Kalem kırmızı idi. 
"Tamam bitti" diyerek kalemi çantasına koydu. Adam banktan kalktı, bir sigara yaktı. Kadını ve yazıyı seyre koyuldu. Kadın kalktı, adam sigarasını yere atacakken kadın davrandı, sigarayı alıp içmeye devam etti. Adam  cebinden mendili çıkartıp kokladı. Gözleri kapalı bir dilek tutup, mendili banka bağladı. Kadın sigarasını bankın üzerinde söndürüp ağaca yaslandı.   

Adam kadına ve ağaca uzun uzun baktı. "İkimize bir ağaç ev yapacağım, sen burada bekle" diyip uzaklaştı. Kadın sevindi. Eşsiz bir müzik dinler gibi gözlerini kapatıp yüzünü rüzgâra verdi. Rüzgâr kadının yüzünü aldı, ağaca esti, ağaç kadının yüzünü aldı, yapraklarına verdi. Yapraklar yeşerdi. Adam elinde bir balta ile çıkageldi. Kadın sevindi, banka geçip oturdu. Mendili seyre daldı.

Adam; "sen etrafı kolla ben yapacağım" diyip ağacın arkasına dolandı. Baltanın sivri ucunu bir kalem gibi tutarak ağaca kendi adını ve bir başkasının adını kazıdı. Yapraklar sarardı. Kadın sarardı.

Adam gelip baltayı banka sapladı. Balta önce banka, ardından kadının sırtına girdi, kalem gibi. Yapraklar döküldü. Kadın banka saplıydı, düşemedi. 

Adam kadının yanına oturup banktan mendili çözdü. Kadının gözyaşlarını sildi. 

"I love you,
 I need you,
 We'll be happy" diye ecnebi bir şarkı mırıldanmaya başladı. 
Kadın eşsiz bir müzik dinler gibi gözlerini kapatıp öldü.

Adam da mendili koklamaya koyuldu.  



30.12.12
Sabâ


23 Aralık 2012 Pazar

Güllü Geliyor Güllü 1/7 Türkan Soray - Ediz Hun 1. Bölüm

Kürk Mantolu Madonna


-Şu kitabı, sırf kapağından sebep 1 senedir almıyordum, duyuyordum, rastlıyordum ama bi türlü elime alamamıştım. Kapağın mavisi fazla çiğ, adamın kısık gözleri ise pek özensiz geliyordu. Neyse..

Geçen gün kürk giydim, gene kitabın adı geçti.. Dün de gittim aldım, Allah'ım zevk şölenine daldım âdeta.. İçinden bir iki yeri paylaşayım, henüz bitmedi ..





"İnsanlar nedense daha ziyade ne bulacaklarını tahmin ettikleri şeyleri araştırmayı tercih ediyorlar.


Dibinde bir ejderhanın yaşadığı bilinen bir kuyuya inecek bir kahraman bulmak, muhakkak ki,
dibinde ne olduğu hiç bilinmeyen bir kuyuya
inmek cesaretini gösterecek bir insan bulmaktan daha kolaydır."

**
"İnsanlara ne kadar muhtaç olursam,

onlardan kaçma ihtiyacım o kadar artıyordu."

**
"... edebiyat gibi boş şeylerin mektep sıralarından sonra 

ancak zararlı olabileceğinden bahsetti."

**
"İnsanları, kendi cinslerinden biri üzerinde

kudret ve salâhiyetlerini denemek kadar tatlı sarhoş eden

ne vardır?"

**
"Her şeye hazır bulunan ve kimden ne gelebileceğini bilen

bir insanı sarsmak mümkün müdür?"
**
"Bir insana, başkalarından daha yakın olmanın gururu..."


_____________________________________

Kürk Mantolu Madonna / Sabahattin Ali

süs


a little more ego



a little ego


my blueberry nights

*Yumurtanız nasıl olsun? 

-Kafamda kır, yanaklarımdan aksın lütfen.. Teşekkürler.

Oh Cherie


Oh cherie
The city comes alive
It simmers in the night
It’s wounded with desire


22 Aralık 2012 Cumartesi

how about some fuck?



bir deşarj yöntemi olarak; - how about some fuck? 



buz

Elleri büyük bir şiir
tutmuş canımın yakasından,
düştü düşecek aşağıya
can havliyle yapışmış canıma
sıktıkça sıkıyor

Canım sıkıldı
Cancağzımı çok sıktılar

ve gördüm ki sıkı can
hiç de annemin dediği gibi iyi değil
İyilik değil bu

düpedüz, apaçık, besbelli, 
gün gibi, 
hem de gündüz vakti
cinayet!

-buz gibi ihanet.

Balonları gırtlağımıza bağlamış
Yükseldikçe yükseliyoruz

rengârengiz..

Sen diyorsun ki -uçuyoruz
Ben diyorum ki -ölüyoruz



17 Aralık 2012 Pazartesi

-lerimle

‎"...
Sonra bulunmaz hint kumaşı lafbililiğindi
Beni yüzyıllık kümesine dadandıran tilki

Tüy aldım ki evrende kalkıp gitmeleri özetliyorsun
Seni bilmek ne uzun kelime ne acaip ilgi

Ama ben nice göz, nice deniz, nice gazel
Lerimle gördüm lerimle bildim lerimle becerdim o işi "


Cemal Süreya

16 Aralık 2012 Pazar

ay


Ay'a küsmedim.. Sadece çok utanıyorum. 
O bunu görmemeliydi..

*
Ay'dan çok utanıyorum.



İç Nefes

O bir çay istemişti, trenin içinde
Biz tren yolcusuyduk, çölün içinde
Ben yalnız kalmıştım, senin içinde
Oysa kaç kişinin yerine sevmiştim seni!

Aşkı geçtik, gözlerini açabilirsin.




O bir dile sığınmıştı, sözü içinde
Yolu yoluma çıkmıştı, çölü içinde
Ben eski kalmıştım, senin içinde
Oysa kaç çocuğun yerine övmüştüm seni!

Düşü geçtik, kendine bakabilirsin.

O bir bende kırılmıştı, hayli içimde
Issız otağ kurulmuştu, canım içinde
Ben kime kalmıştım, senin içinde
Oysa kaç bahçe yerine açmıştım seni!

Kimi geçtik, kimseye sorabilirsin.


Haydar Ergülen, İç Nefes.

Bana Hiç Bakma


“Terk etmenin acısı terk edilmenin acısından fazla olabilir. Terk edildiğinizde elinizde sizi teselli edecek ürperen masumiyetiniz ve kabaran gururunuz kalır. Terk ettiğinizde ise elinizde sadece avuç çizgileriniz vardır.” 

Bahadır Cüneyt Yalçın



“Aslında insanı en çok acıtan şey; hayal kırıkları değil. Yaşanması mümkünken, yaşayamadığı mutluluklardır.”

Dostoyevski

14 Aralık 2012 Cuma

TEFE'ÜL

KİTAP FALI: TEFE'ÜL

Eski zamanlarda bir işe başlarken veya bir karar aşamasındayken kitap falına bakma âdeti yaygındı. Buna "Tefeül" adı verilir. 
Dinî, tasavvufi eserlerin bir niyet veya dilek tutularak rastgele açılıp, sayfanın başındaki, ortasındaki veya sonundaki beyit ya da cümleler okunarak yorumlanır.
__________________

Ben de tefe'ül yaptım demin, Mesnevî'den;

-..hakiki arslan, lütfundan cömertlik edip köpeğe kemik bağışlar. Gerçi o köpek dürüst değilse de bizim kemik verişimiz umumî bir lütuftur..-

Zeki Müren - BİR GÜLÜ SEVDİM

Allahım çok seviyorum bu adamı, nurlar içinde yatasıca!

Hırsız Polis

Sevdiğinin kanını mürekkep edinmiş bir hırsız
Kadının dualarını kendi uykusuna aşırmış
Rüya içinde rüya

-Adını adımın önüne yazıyorum

Diye başladı film, kısa film
Uzun metrajlı rüyaların kısa molalarında
Şu küçük ganimetin peşinde hırsızlar kralı
Ayıplanmış elbet

Taşlanmış da, dönerken etrafında
-Kendi kendinin..

Düşüvermiş elinden feneri
Ev halkı uyanmış,
Uyanmış hırsız

Ama polis kapıda

Günaydın.

12 Aralık 2012 Çarşamba

Ayna

"Günaydın!!" dedi kız, yüzünde kocaman bir gülümsemeyle.. Gözleri pırıl pırıl, heyecanlı ve hareketliydi.

"Günaydın mı" diye mogurdandı öteki doğrulurken kuş tüyü yatağından.. Saçları dağınık, gözleri şiş ve durgun.

"Günaydın elbet! Hoşgeldin, hiç uyanmayacaksın sandım, kahvaltın soğudu ama yumurtanı bilerek pişirmedim, sıcak yersin.. Yalnız ekmekleri tekrar ısıtmam gerekecek, sen giyinene kadar hallederim, hadi aşağı gel." diyip oturduğu yatağın kenarından kalkarak kapıya yöneldi.

"Yemek istemiyorum, bırak biraz daha yatayım" yorganı kafasına çekip hıçkırıklara boğuldu.

"Aaaaa napıyorsun Allah aşkına, niye ağlıyorsun şimdi, uyandın ya artık, bırak hadi gel bişeyler yiyelim beraber.. Biliyorum, çok sayıkladın, terledin, tepindin durdun hep.." tekrar yatağına kenarına oturdu ve yorganı kızın başından hızla çekip alarak devam etti; "anlat hadi, paylaş iyi gelir, ne gördün? Bak burdasın artık, bir daha uyumak yok, kötü rüya da yok." Elini kızın suratında gezdirdi, saçlarını yüzünden ayıkladı ve gülümseyerek o iri gözlerle bir cevap beklemeye koyuldu..


Kız daha sakindi sanki, hıçkırıkları yavaşladı, yatağın içinde doğrulurken elini onun elinin üzerine götürdü, ikisi de kızın yanağını tutuyordu şimdi.. Gözleri diğerininkilerden daha büyüktü, yaşlarla iyice parlayıp büyümüş ama durgun, ölü balık gibi bakıyordu. Göz gözeydiler,

"Haklısın uyandım artık, burdayım" elini onun eliyle birlikte kucağına koydu. "Çok korkunçtu, hep böyle mi olur, yani uyuyunca hep böyle mi olur? Sana da oldu mu?" bakışlarını kaçırıp cevap beklemeden devam etti "ev gibi bi yerdeydim, ama tam bilemiyorum, banyoya benzer bir odanın kapısında dikiliyordum. Sanki yıllardır orada dikiliyordum, bekliyordum, çok yorgun ama beklenti içinde.. Ne bekliyordum bilmiyorum.  Gerçekten bilmiyorum. Belki de bunun olacağını biliyor, ve hemen gelip geçmesini diliyordum. Bilmiyorum."

"Bilmek zorunda değilsin, öyle düşünme, bazen sadece hissetmen gerekir. " diyerek kızın elini iki eliyle sıkıca kavradı. Tekrar göz göze geldiler.

"Belki de haklısın. Öylece bekliyordum, soğuktu, yalnızdım, sırtım çok soğuktu. Sırtım." derken bişeyler hatırlamaya çalışıyor gibi başını eğdi, ağlamamak için dudaklarını ısırıyordu, derin bir nefes alarak devam etti "üzerimde beyaz bir elbise vardı, yere kadar, kırık beyaz, göğsü, boynu açıkta fakat kolları uzun ve dantelliydi. Sanki bir yere gidecekmişim gibi hevesle giyinmiştim.. Bilmiyorum. Başımı kapının kirişine yasladığımı görüyordum karşı ki aynadan, kapı yarısına kadar açıktı. Tam açık değildi ve aynadan kapının arkasını göremiyordum. Aynanın o kısmı buharlanmıştı.. Bilmiyorum neden.. O içerdeydi, aynaya bakıyordu. Beni görmüyordu, sanki görünmezdim. Ben aynadan kendimi görüyordum fakat o beni görmüyordu. Sakindi, aynanın önünden aldığı kremi bıyıklarına sürdü, köpürttü, ellerini yıkayıp lavabonun yanındaki traş bıçağını aldı. Elindeki sular dirseklerinden damlıyordu. Beni görmüyordu. Kalp atışlarım hızlanmıştı, anlamıyordum, kalbimin sesinin tüm evde yankılandığına yemin edebilirim ama o duymuyordu. Sanki taş kesilmiştim, sırtım da buz gibiydi, öylece başım yaslanmış aynadan ona bakıyordum. Bıçağı dudağının üzerinden hızlı ve keskin bi hareketle geçirdiğinde, boynumda müthiş bir acı duydum. Sanki kurbanlık koyun gibi yasladığım başım ile boynum iyice açıktaydı ve aynadan boynumdaki kesiği görebiliyordum. Allahım!" ellerini boynuna götürüp tekrar ağlamaya başladı. Bu sefer hıçkıramayacak kadar nefessizce ve sessizce ağlıyordu.

"Ağla, ağla ama artık buradasın, ben yanındayım, orda değilsin artık, geçti bak.." elleriyle onun göz yaşlarını silip damlaları kendi dudaklarında gezdirdi ve yutkundu. "devam et, bırak çıksın içinden, hadi.."

"Bilmiyorum, hiç bir şey anlamıyordum ve çok korkuyordum, hiç bu kadar korkunun varlığını hissetmemiştim.. Boynum iki küçük kan nehrine yataklık ediyordu adeta. Kan henüz elbiseme bulaşmamışken, o ikinci kez, daha geniş ve yavaşça, işkence eder gibi dudağının üzerini bıçakla tamamen temizledi. Bağırmak istedim fakat taş gibi öylece bakıyordum. Boynum artık boydan boya kesilmişti. Acıdan nefessiz kalmıştım. Öylece havada asılı gibi.. Damarlarımı görebiliyordum, kan; sanki patlamış bir musluk gibi boşalıyordu, tüm elbisem kan içinde kalmıştı. Yere düşmek istiyordum, ordan kaçmak istiyordum! Allahım! Sırtım buz gibiydi.Titriyordum ama hareket edemiyordum. Acı öyle büyüktü ki hemen öleceğim sandım. O an küçük de olsa mutluydum, şimdi geçecek ve yok olacağım diye.. Bitecek.. Bitmedi. Yüzünü yıkadı, kurulandı. Kapının arkasından ceketi alıp giydi. Kapıyı ardına kadar açıp yanımdan geçip gitti. Aynaya bakıyordum ama bu sefer kendimi göremiyordum. Çılgın gibi gözlerimi bir oraya bir buraya gezdirdim, yoktum ama ordaydım. Yoktum hiç bir yerde ama ordaydım. Soğuk, acı, korku hepsi ordaydı, ben de ordaydım ama yoktum. Hala kıpırdayamıyordum. Bağıramıyordum. Sadece evde yankılanan, iyiden iyiye zayıflamış, tiz kalp sesimi işitiyordum. Birden bir kahkaha koptu, içerde ne yapıyordu?! Gülmeye başladı deli gibi. Deli gibi gülüyordu ve sesi kalbimin sesini iyice bastırmıştı. Sonra sert ve soğuk bir demir kapı kapı sesi! Gitmişti. Kapının çarpmasıyla yere düştüm. Ya da tam düşemedim, hatırlamıyorum, o sırada uyandım işte.."

Yine göz gözeydiler. "Günaydın canım, hoşgeldin"

Durdu, gözlerini ovuşturup iyice gerindi.

"Hoş geldim, hoş geldim.." diye kendi kendine tekrar etti.

Yataktan kalkmış ayakta, boş odada dikiliyordu şimdi. Karşıki gardırobun aynasından kendini baştan ayağa  süzdü. Ev sessizdi. Yalnızdı.  Odadan çıkıp ahşap merdivenlerden aşağı indi. Az ilerde banyonun kapısı aralıktı. Yerler kan içindeydi. Aralık kapıdan yerdeki adamın kana bulanmış eli gözüküyordu. Banyo kapısına gelip durdu. Kapının kirişine yaslandı. Ayaklarını kanın içinde biraz şapırdattı. Sesi, sessizliği dinledi ve banyoya girip kapıyı ardından kapattı.

**

12.12.12
Sabâ

9 Aralık 2012 Pazar

gel gel


Deprem olmuşmuş muş, göçük altında külkedisi okuyor biri, öteki de delik pabucunu bırakıyor. Sonra sen gel akut ol, var mı öyle bi masal??
**
Ben sana ne masallar okuyayım da gör. Kulaklarının pası silinsin, Allah rahatlık versin. Şifa niyetine masallarla can alınır, can verilir..

Shiny Toy Guns - Stripped

Let me hear you make decisions
Without your television
..

6 Aralık 2012 Perşembe

Madem ki


Madem ki bu dünya yok olacak bir gün... 

Sevginin bitmesine insan neden üzülsün ?
w.s.
**




Dostum, göründüğüm gibi değilim. görünüş sadece giydiğim bir elbisedir. senin sorgularından beni, benim kayıtsızlığımdan seni koruyan, özenle örülmüş bir elbise.
benim içimdeki ‘ben’, dostum, sessizlik içinde oturur, sonsuzluğa dek kalacak orada, doyulmaz, erişilmez.
ne söylediklerime inanmanı, ne de yaptıklarıma güvenmeni isterim- çünkü sözlerim senin aklından geçenlerin dile getirilmesinden, yaptıklarımsa umutlarının eylemleştirilmesinden başka bir şey değildir.
‘rüzgar doğuya esiyor’ dediğin zaman ‘evet, doğuya esiyor’ derim: çünkü düşüncelerimin rüzgarda değil, deniz üzerinde dolaştığını bilesin istemem.
denizlerde gezen düşüncelerimi anlayamazsın, zaten anlamanı da istemem. bırak denizimle başbaşa kalayım.
senin için gündüz olduğu zaman dostum, benim için gecedir: böyle olsa da ben yeşil tepelere değerek oynayan öyle vaktini, vadiden süzülen mor gölgeleri anlatırım; çünkü sen ne karanlığımın türkülerini duyabilir, ne de yıldızlara çarpan kanatlarımı görebilirsin-görmemenden, duymamandan hoşnudum ben. bırak gecemle başbaşa kalayım.
sen cennetine yükselirken ben cehennemime inerim- o zaman bile bu ulaşılmaz uçurumu ötesinden bana seslenirsin,’arkadaşım, yoldaşım’ ben de sana seslenirim, ‘yoldaşım, arkadaşım’-çünkü cehennemimi görmeni istemem. alevler görüşünü yakacak, duman burnuna dolacaktı. senin gelmeni istemeyecek kadar çok severim cehennemimi.bırak, cehennemimle başbaşa kalayım.
sen gerçeği, güzeli, doğruluğu seversin; ben de sen hoşnut olasın diye bunları sevmenin yerinde ve iyi olduğunu söylerim ama içimden senin sevgine gülerim. gene de gülüşümü göresin istemem. bırak kahkahalarımla başbaşa kalayım.
dostum, sen iyi, ihtiyatlı, akıllısın; hayır sen eksiksizsin- ben de seninle ölçülü ve düşünerek konuşurum. oysa ben deliyim. ama gizliyorum deliliğimi. bırak deliliğimle başbaşa kalayım.


Dostum, sen benim dostum değilsin

 ama ben bunu sana nasıl anlatacağım? 

h.cibran

ya-


Geldiniz madem.. 

Ya defolup gidin hemen,

Ya da az merhamet edip işinizi çabuk görün..