12 Aralık 2012 Çarşamba

Ayna

"Günaydın!!" dedi kız, yüzünde kocaman bir gülümsemeyle.. Gözleri pırıl pırıl, heyecanlı ve hareketliydi.

"Günaydın mı" diye mogurdandı öteki doğrulurken kuş tüyü yatağından.. Saçları dağınık, gözleri şiş ve durgun.

"Günaydın elbet! Hoşgeldin, hiç uyanmayacaksın sandım, kahvaltın soğudu ama yumurtanı bilerek pişirmedim, sıcak yersin.. Yalnız ekmekleri tekrar ısıtmam gerekecek, sen giyinene kadar hallederim, hadi aşağı gel." diyip oturduğu yatağın kenarından kalkarak kapıya yöneldi.

"Yemek istemiyorum, bırak biraz daha yatayım" yorganı kafasına çekip hıçkırıklara boğuldu.

"Aaaaa napıyorsun Allah aşkına, niye ağlıyorsun şimdi, uyandın ya artık, bırak hadi gel bişeyler yiyelim beraber.. Biliyorum, çok sayıkladın, terledin, tepindin durdun hep.." tekrar yatağına kenarına oturdu ve yorganı kızın başından hızla çekip alarak devam etti; "anlat hadi, paylaş iyi gelir, ne gördün? Bak burdasın artık, bir daha uyumak yok, kötü rüya da yok." Elini kızın suratında gezdirdi, saçlarını yüzünden ayıkladı ve gülümseyerek o iri gözlerle bir cevap beklemeye koyuldu..


Kız daha sakindi sanki, hıçkırıkları yavaşladı, yatağın içinde doğrulurken elini onun elinin üzerine götürdü, ikisi de kızın yanağını tutuyordu şimdi.. Gözleri diğerininkilerden daha büyüktü, yaşlarla iyice parlayıp büyümüş ama durgun, ölü balık gibi bakıyordu. Göz gözeydiler,

"Haklısın uyandım artık, burdayım" elini onun eliyle birlikte kucağına koydu. "Çok korkunçtu, hep böyle mi olur, yani uyuyunca hep böyle mi olur? Sana da oldu mu?" bakışlarını kaçırıp cevap beklemeden devam etti "ev gibi bi yerdeydim, ama tam bilemiyorum, banyoya benzer bir odanın kapısında dikiliyordum. Sanki yıllardır orada dikiliyordum, bekliyordum, çok yorgun ama beklenti içinde.. Ne bekliyordum bilmiyorum.  Gerçekten bilmiyorum. Belki de bunun olacağını biliyor, ve hemen gelip geçmesini diliyordum. Bilmiyorum."

"Bilmek zorunda değilsin, öyle düşünme, bazen sadece hissetmen gerekir. " diyerek kızın elini iki eliyle sıkıca kavradı. Tekrar göz göze geldiler.

"Belki de haklısın. Öylece bekliyordum, soğuktu, yalnızdım, sırtım çok soğuktu. Sırtım." derken bişeyler hatırlamaya çalışıyor gibi başını eğdi, ağlamamak için dudaklarını ısırıyordu, derin bir nefes alarak devam etti "üzerimde beyaz bir elbise vardı, yere kadar, kırık beyaz, göğsü, boynu açıkta fakat kolları uzun ve dantelliydi. Sanki bir yere gidecekmişim gibi hevesle giyinmiştim.. Bilmiyorum. Başımı kapının kirişine yasladığımı görüyordum karşı ki aynadan, kapı yarısına kadar açıktı. Tam açık değildi ve aynadan kapının arkasını göremiyordum. Aynanın o kısmı buharlanmıştı.. Bilmiyorum neden.. O içerdeydi, aynaya bakıyordu. Beni görmüyordu, sanki görünmezdim. Ben aynadan kendimi görüyordum fakat o beni görmüyordu. Sakindi, aynanın önünden aldığı kremi bıyıklarına sürdü, köpürttü, ellerini yıkayıp lavabonun yanındaki traş bıçağını aldı. Elindeki sular dirseklerinden damlıyordu. Beni görmüyordu. Kalp atışlarım hızlanmıştı, anlamıyordum, kalbimin sesinin tüm evde yankılandığına yemin edebilirim ama o duymuyordu. Sanki taş kesilmiştim, sırtım da buz gibiydi, öylece başım yaslanmış aynadan ona bakıyordum. Bıçağı dudağının üzerinden hızlı ve keskin bi hareketle geçirdiğinde, boynumda müthiş bir acı duydum. Sanki kurbanlık koyun gibi yasladığım başım ile boynum iyice açıktaydı ve aynadan boynumdaki kesiği görebiliyordum. Allahım!" ellerini boynuna götürüp tekrar ağlamaya başladı. Bu sefer hıçkıramayacak kadar nefessizce ve sessizce ağlıyordu.

"Ağla, ağla ama artık buradasın, ben yanındayım, orda değilsin artık, geçti bak.." elleriyle onun göz yaşlarını silip damlaları kendi dudaklarında gezdirdi ve yutkundu. "devam et, bırak çıksın içinden, hadi.."

"Bilmiyorum, hiç bir şey anlamıyordum ve çok korkuyordum, hiç bu kadar korkunun varlığını hissetmemiştim.. Boynum iki küçük kan nehrine yataklık ediyordu adeta. Kan henüz elbiseme bulaşmamışken, o ikinci kez, daha geniş ve yavaşça, işkence eder gibi dudağının üzerini bıçakla tamamen temizledi. Bağırmak istedim fakat taş gibi öylece bakıyordum. Boynum artık boydan boya kesilmişti. Acıdan nefessiz kalmıştım. Öylece havada asılı gibi.. Damarlarımı görebiliyordum, kan; sanki patlamış bir musluk gibi boşalıyordu, tüm elbisem kan içinde kalmıştı. Yere düşmek istiyordum, ordan kaçmak istiyordum! Allahım! Sırtım buz gibiydi.Titriyordum ama hareket edemiyordum. Acı öyle büyüktü ki hemen öleceğim sandım. O an küçük de olsa mutluydum, şimdi geçecek ve yok olacağım diye.. Bitecek.. Bitmedi. Yüzünü yıkadı, kurulandı. Kapının arkasından ceketi alıp giydi. Kapıyı ardına kadar açıp yanımdan geçip gitti. Aynaya bakıyordum ama bu sefer kendimi göremiyordum. Çılgın gibi gözlerimi bir oraya bir buraya gezdirdim, yoktum ama ordaydım. Yoktum hiç bir yerde ama ordaydım. Soğuk, acı, korku hepsi ordaydı, ben de ordaydım ama yoktum. Hala kıpırdayamıyordum. Bağıramıyordum. Sadece evde yankılanan, iyiden iyiye zayıflamış, tiz kalp sesimi işitiyordum. Birden bir kahkaha koptu, içerde ne yapıyordu?! Gülmeye başladı deli gibi. Deli gibi gülüyordu ve sesi kalbimin sesini iyice bastırmıştı. Sonra sert ve soğuk bir demir kapı kapı sesi! Gitmişti. Kapının çarpmasıyla yere düştüm. Ya da tam düşemedim, hatırlamıyorum, o sırada uyandım işte.."

Yine göz gözeydiler. "Günaydın canım, hoşgeldin"

Durdu, gözlerini ovuşturup iyice gerindi.

"Hoş geldim, hoş geldim.." diye kendi kendine tekrar etti.

Yataktan kalkmış ayakta, boş odada dikiliyordu şimdi. Karşıki gardırobun aynasından kendini baştan ayağa  süzdü. Ev sessizdi. Yalnızdı.  Odadan çıkıp ahşap merdivenlerden aşağı indi. Az ilerde banyonun kapısı aralıktı. Yerler kan içindeydi. Aralık kapıdan yerdeki adamın kana bulanmış eli gözüküyordu. Banyo kapısına gelip durdu. Kapının kirişine yaslandı. Ayaklarını kanın içinde biraz şapırdattı. Sesi, sessizliği dinledi ve banyoya girip kapıyı ardından kapattı.

**

12.12.12
Sabâ

Hiç yorum yok: