30 Aralık 2013 Pazartesi

SusPus

Yakut işlemeli kıvrık hançer,
Göbek deliğinde birkaç tur döndükten sonra yukarı çeviriyor yüzünü

İstikamet o ki boğaz manzarası hevesinde, insan anlıyor, acıyla birlikte anlıyor.

Gözlerin fırlıyor da ateşinden yüreğinin, dilin sus pus anlıyorsun..


Daha ne kadar yanmalıydık bu dibi derya uçurumda..
Ne zaman doyardı ateş ya da kader? 
Ki bir karınca bile yok görünürde..

12 Aralık 2013 Perşembe

şöylemesine

ve şimdi bekliyoruz,
öylesine,
şöylemesine uzuuuun bir bekleyiş

beklemiyor gibi yapıyoruz, göya iyiyiz. yediğimiz önümüzde yemediğimizden haberimiz yok. iyiyiz ya göya. iyiydik biz.

bu aldıkların gittiler. onlarda, buradakileri de aldın. şu da gitti. gene de alabilirsin. belki de alacaksın.
hem verir hem alırsın.

ama terazi yok. el yordamı, avuç hesabı ya da her neyse.

haber salmış, alışverişe bir süre mola vermiş sağolsun.

böyle duruyoruz anası belirsiz bilmem ne çocuğunun dünyasında, bilmemne ile bilmem kim.

öyle öyle tabi . o dediğini biliyoruz. anladık, oraları geç hadi, buralara bak. bunlardan anlar mısın?

anlasan ne olurdu ki zaten. tut ki anladın, gene aynı. gene duracağız şöylemesine uzuuuun bir bekleyişle..

gidip geleceğiz beklerken, volta atacağız, koşacağız duvarlara çarpa düşe.

şimdi ne yapmalı bunlarla. onları aldın, şunlardan iteledin önümüze. ne yapalım isterdin? belki de elin çarptı işte öylesine. düşen düştü kırılan kırıldı. öylesine.

şimdi mevsimlerden sıkılmış bir ağaç, yapraklarını dökmeye üşeniyor ama rüzgâr yardımına koşuyor sağolsun, sonra yağmur, sonra kar, sonra güneş. sonra gene rüzgâr sonra gene  sonra gene.. genegenegenegenegenegenegenegenegenegenegenegenegenegenegenegenegenegenegenegenegen gene.

sonra başka ağaçlar, başka mevsimler.

Eeeee?

Eee  sonra?

şöylemesine saçma bir yokluğun içinde

Öylesine ve de böylesine bıkkın bir bekleyiş.

Daha ne olabilirdi,

Daha ne olsun.






121213









13 Kasım 2013 Çarşamba

Su

"Ve dörtte üçü su olduğundan mı
Vücudumuz okyanuslar gibi Ay'ın cazibesinin etkisindedir?

Bu yüzden mi içimiz gelgit hâlindedir?

Bu yüzden mi sudan sebeplerle yitiririz, su gibi aziz şeyleri çoğu zaman..
Sular durulduğunda aydınlanır anlamlar ama

- sular durulmaz dalgalanmadan..."

N.Bekiroğlu

6 Kasım 2013 Çarşamba

İnce Karaköy





Bazen ince belli oluyorsun avucumda
Kıpkırmızı gülüşünle
İçiyorum seni 
Doymuyorum belki ama
Yetiyorsun
Soluklanmaya.

İnce Belli

İnsan kaç ölü gömdüyse o kadar yakındır hayata
Ne kadar derine gömdüyse de
O kadar uzak.

İnsan ölüleriyle bağlanır mı hayata?
Sırf onları yâd etmek, yaşatmak için
Yaşar mı ve hatırlar mı
Acı çekeceğini bile bile?



Senin ellerin uzanıyor yattığın yerden
Göğe değil belki ama
Bana yetişiyor, ellerin
O kucak dolusu ellerin.

Gözlerin doluverir bir başkasının
bıraktığı boşluğa
Hiç ağlar mıyım sen varken..
...


Bazen ince belli oluyorsun avucumda
Kıpkırmızı gülüşünle
İçiyorum seni 
Doymuyorum belki ama
Yetiyorsun
Soluklanmaya.







İnsan diriye ağlar mı hiç?
Yalan.
Her damla gözyaşı toprağın altına selâmdır
Üzerinde açan çiçeklere candır
Vefadır belki, 
Sadakat.

Her hıçkırık, ardından yakılan ağıttır
-Sen dönmeyeceksin elbet
bekle
Yaklaşıyorum sona/sana.

***


Bu fotoğrafın parçası;


7 Ekim 2013 Pazartesi

dur yoksa

tekrar ediyorum, hüzün sonsuzdur.

hüzünlenip derinlere dalmak, kendini yok etme arzusuyla son bulur her seferinde. sonsuz olan hüzün, sonlu eylemlere gebedir. insan için iyi değil, hiç değil. ya da duygusal insan için diyelim. çünkü kimisi hüzünden beslenip onunla zirveye ulaşabilir, yaratıcılığın zirvesine, yazar çizer paylaşır ve çoğalır

ama o ben değilim.

hüzün hep o sona götürüyor kolumdan tutup.
o sonsuz hüzün, o haz veren işkenceci köpek, alıp götürüyor işte, gitmeyeceksin, dur.
dur yoksa ateş ederim.

1 Ekim 2013 Salı

ingilizce fiil çekimleri

i suffered a lot
i have been suffering
i still suffer
i will suffer

ölüm ? öhöm.

Geçen akşam durduk yere başıma korkunç bir ağrı girdi. O kadar ki, ölümcül bir hastalığım olduğunu düşündüm. Müsait olsam çığlıklar atacak, haykırarak ağlayacaktım (-ki normalde canı tatlı biri değilim) fakat müsait değildim ve yutkunmakla yetindim. Acıyı yutma eylemini fiziksel olarak da tecrübe etmiş oldum.

Neyse, öleceğimi sandım, o akşam, bütün gece, yakında öleceğim diyip durdum kendi kendime. Bu tür şeyleri başkalarıyla da paylaşamazsın, kuruntu yaptığını sanarlar, nitekim öyle de olursa komikliğinle kalırsın.

Ne diyordum, öleceğimi sandım. Sanki daha evvel sanmadım mı, elbette sandım ama bu sefer çok yakından, burnumun ucundan baktım o duyguya, pek hoş olduğunu söyleyemem ama öyle merak uyandırıcı, öyle huzurlu ve de aynı zamanda öyle panik bir duygu karmaşasıydı ki..
Bir daha yaşarsam zaten ölürüm heralde.

Ne diyordum, öleceğimi sandım ve durup düşündüm.. Şayet yaşarsam neler yapardım diye hızlıca bir film çektim zihnimde; çalışırım, bir kaç tatile daha giderim, akraba ziyaretleri, yemekler, gezmeler, filmler, şiirler, şarkılar, sonra biraz yaşlanırım, belki çoluk çocuğa karışmış olurum, sonra falan filan.. Yani özetle, ölünce çok da bir şey kaybetmem diye düşündüm. Aksine, aile eşrafından epeyce özlediğim rahmetlilere kavuşurum, hasret gideririm dedim. Ama sonra 4 yaşındaki yeğenim geldi aklıma, onun büyüdüğünü göremeyeceğimi, ilerde yanında olamayacağımı düşünüp ağlamaya başladım. Kendimi durduramadım ve dua ettim. Hemen ölmiyim, yeğenim büyürken orda olayım diye dua ettim.

Bu, masum bir şeyi koruma, sahiplenme çabasıydı belki de.. Ya da geleceğe dair temiz bir sayfanın getireceği bilinmezliklere erişme merakı.. Belki de sadece kaş-göz sevdası, süt kokusu..

Ama en çok, masum ve saf bir şeyleri koruma, sahip olma çabasıydı.

Ölüm masum değildi, karanlık ve pisti. Sırtına yüklediğin geçmiş çuvalı ile toprağın altından nefes almaktı ,

belki de,

ölüm yeni bir mekandı ve benimki,

yeniyi reddetme arzusuydu,

yeniye olan bezginlik, isteksizlik.


Ölümün zoraki bir varış olduğu alemde, bu belkilerin hepsi anlamsız, ha öyle, ha böyle..

Ölüm ölüm dediğin nedir ki gülüm..

ooooooooofff gidiyorum tmm.


Ama gitmeden;

şu parçayı bulana kadar "imanım gevredi" :)
http://myfreemp3.eu/music/gabriel+yared+a+beautiful+dream



24 Eylül 2013 Salı

la

Çekemeyenlerden birisi; Mevlâna'ya ;

" Sen ne biçim müslümansın! Dinin de bi izzeti şerefi var...!!
Müslümana gel yahudi'ye gel mecusi'ye gel..
Tövbeni bozsan da yine gel.. Olur mu öyle şey..!!" mealinde uzunca bir mektup yazmış..
Mevlana mektubu sabırla okumuş ve arkasına şu cümleyi yazarak sahibine geri göndermiş: "Sen de gel.."

şuraya başlık giricem diye bloga yazmadığım günlerim oldu benim ulan

“Sen bana gereklisin” diyordu Sartre, “diğerleri yalnızca bir tesadüf.”

23 Eylül 2013 Pazartesi

oşo demiş

Resim yap, bahçe işleri yap, çiçek yetiştir, şiir yaz, müzik yapmayı öğren, dans et. Yıkıcı enerjini yaratıcı enerji haline getirecek her şeyi öğren. 
O zaman varoluşa karşı öfke duymayacaksın, şükran duyacaksın.

13 Eylül 2013 Cuma

dedi sair

Guzelligin yeralti nehirlerine benzer.. Dedi sair ve durdum. Durdum oylece.. Etraflica dusundum, basimi ellerimin arasina aldim, yok bi turlu guzel birseyine rastlayamadim. Eyvah! Simdi sen guzel degilsen, ben nasil siir okuyacagim! Ne yaptin yahu, eyvah!

Müdavim

bugün günlerden ne

ellerimin terlemesi gün geçtikçe beni daha da bunaltıyor. bir türlü istediğim gibi sigara saramıyorum. Kış gelmeli. bak otomatik olarak k harfini büyük basmışım, kışa hürmet var desene. deme deme, sen bi şey deme ben anlarım. görmeden de gözlerinden anlarım. bir ben anlarım ya, kaderin de cilvesi bu işte.

işte demişken, işte işler iyi değil. kimin işte işleri iyi olur ki. ama çok da kötü olmaz değil mi yani. bazı dönüm noktaları vardır, onlardan biri bu da. lakin anlayamadığım şu

insanların hayatlarında belirli dönemlerde dönüm noktaları olur, biz sanki sonsuz sezonluk dram-gerilim ve de akıl almaz bir kurgu dizisinin baş rolündeyiz. şu bahsettiğim dönüm noktaları bize çerez gibi her öğün sunuluyor. gözünü sevdiğim felek. seni sevene bunu ediyorsan diğerlerine kim bilir neler ediyorsundur aman aman sustum. payıma düşen düğün pastasından bir çatal alıp oturacağım. malum pek yağlı oluyor bunlar, nerde olursa olsun, adı düğün pastası olduğu için kaderi yağlı ve çekilmez olmak.

kış gelmeli diyordum demin, gelmeli ki denizler kararmalı! kat kat giyinmeliyiz, saklanmalıyız artık. açıkta gezmekten sıkılır biz gibiler, bi şal olsun, şapka belki.. ve bardaktan boşalsın yağmur, kaçalım biz sokaklarda, saklanalım şemsiye ardına ya da bir apartman girişine.. sonra şiirler, şiirler ve şiirler..

ah bu feleğin çeşit çeşit işkence aleti var, büyük koleksiyoncu vesselam.. İçeri'nin müdavimi de olsan, şaşırtıyor seni, süprizi bol.


22 Ağustos 2013 Perşembe

Selma ve Gölgesi


“When a person is lucky enough to live inside a story, to live inside an imaginary world, the pains of this world disappear. For as long as the story goes on, reality no longer exists.”


― Paul Auster


3 Ağustos 2013 Cumartesi

Git Gel

Ağaçlar yeri öpüyor şiddetinden
O yumuşak ve ısrarcı öfkenin nefesiyle
Toprağa yüz sürüyor dalları
Gece üzerimizde, bir ağustos gecesinin örtüsü gibi
Can sıkıcı, boğaltıcı sıcağıyla, tenimize sürtüyor

Kaçıyorum

Ama ay,

Ay peşimi bırakmıyor, bulutların içinden kibirle
Yusyuvarlak yüzüyle gülümsüyor
Annemin kapı aralığından 'iyi geceler'i
Bitmiyor.

Ve sular, kıyıya vurdukça nefesimle
Sular vurdukça ciğerlerimin kıyısına

Bir içeri, bir dışarı
Git gel, git gel, gitme gel

ki nefessiz kalayım,
Ağaçlar doğrulsun,
Rüzgâr durulsun

Ay

Güneşle birlikte kavrulsun..

Fakat iyi değil geceler
Anne!

İyi değil geceler!

it is possible to die;


1 Ağustos 2013 Perşembe

olduramaz

İnsan neyi anlatabilir? İnsan, insana, insanlara hangi derdini anlatabilir? Yıldızlar birbirleriyle konuşurlar, insan insanla konuşamaz.

Ahmet Hamdi Tanpınar

Annie Hall

Eski bir espri vardır, bilirsiniz. İki yaşlı kadın dağ başında bir lokantada yemek yemektedirler. 

Biri,”lanet olsun!” der, “Yemekler ne kadar da berbat!” 


“Evet” der diğeri, “Üstelik ne kadar da az!” yani, bu benim yaşam hakkındaki düşüncemin kısa bir özetidir: 

Hayat yalnızlık, sefillik ,acılar ve mutsuzluklarla doludur ama keşke bu kadar kısa olmasaydı.

Annie Hall: Woody Allen

11 Temmuz 2013 Perşembe

Gitme İstemem


Demek sen böyle salına salına bensiz gidiyorsun ey canımın canı.
Ey, dostlarının canına can katan,
Gül bahçesine böyle bensiz gitme istemem.

İstemem, ey gökkubbe, bensiz dönme
İstemem, ey ay, bensiz doğma.
İstemem, ey yeryüzü, bensiz durma
Bensiz geçme, ey zaman, istemem.


Sen benimle beraberken
Hem bu dünya güzel bana, hem o dünya güzel.
İstemem, bensiz kalma bu dünyada sen,
O dünyaya bensiz gitme, istemem.

İstemem, ey dizgin, bensiz at sürme.
İstemem, ey dil, bensiz okuma.
İstemem, ey göz, bensiz görme.
Bensiz uçup gitme, ey ruh, istemem.

Senin aydınlığındır aya ışığını veren geceleyin.
Ben bir geceyim, sen bir aysın madem,
Gökyüzünde bensiz gitme, istemem.

Gül sayesinde yanmaktan kurtulan dikene bak bir.
Sen gülsün, bense senin dikeninim madem,
Gül bahçesine bensiz gitme, istemem.

Senin gözün bende iken
Ben senin çevganın önündeyimdir.
Ne olur, öylece bak dur bana,
Bırakıp gitme beni, istemem.

O güzelle berabersen, sen ey neşe,
İstemem, sakın içme bensiz.
Hünkarın damına çıkarsan, ey bekçi,
Sakın bensiz çıkma, istemem

Bir şey yoksa bu yolda senden,
Bitik bu yola düş enlerin hali.
Ben senin izindeyim, ey izi görünmez dost,
Bensiz gitme, istemem.

Ne yazık bu yola bilmeden, rasgele girene!
Sen ey, gideceğim yolu bilen,
Sen ey yolumun ışığı, sen ey benim değneğim,
Bensiz gitme, istemem.

Onlar sadece aşk diyorlar sana,
Oysa aşk sultanı mısın sen benim.
Ey, hiç kimsenin düşüne sığmayan dost,
Bensiz gitme, istemem.



Mevlana Celaleddin Rumi


18 Mayıs 2013 Cumartesi

Bir tat - Bir doku

Bir kadını herkes sevebilir. Ama herkes büyütemez. Aşkı taze tutmak, kelebeği avcunda tutmaya benzer. İncinmemesi için emek gerekir, sabır gerekir. Aşk, iki kişinin doğmamış çocuğudur. Doğmamış bir çocuğu besler, büyütürsünüz. Sevgi, şartsız tahliyedir. İçinde mahkûm ettiğin teslimiyeti, bir insana adarsın. Ve bir insan, ön sözü olmayan kitap gibidir. Öyle bir kitap ki bu, yaşadıkların ile kendi hikayeni içine yazarsın.

Selim Işık 


Turgut Uyar

sen

hatırlat da haziran sonlarında çocukluğumu yakalım

sen beni öpersen belki de ben fransız olurum
şehre inerim bir sinema yağmura çalar
otomobil icad olunur, zarifoğlu ölür
dünyadaki tüm zenciler kırk yaşından büyüktür.

-senegalliler dahil değil

sen beni öpersen belki de bulvarlar iltihablanır
çağdaş coğrafyalarda üretir cesetlerini siyaset bilimi

o vakit bir sufiyi darplarla gebertebilirsin
hayat bir yanıyla güzeldir canım, sen de güzelsin

-yoksa seni rahatsız mı ettim?



sen beni öpersen belki de aşkımız pratik karşılık bulur
ne ikna edici bir intihar girişimidir şimdi göz göze gelmek
elbette ata binmek gibidir seni sevmek sevgilim
elbette gayet rasyoneldir attan atlamak

-freud diye bir şey yoktur.

sen beni öpersen belki de ben gangsterleşirim
belki de şair olurum seni de aldırırım yanıma
bilesin; göğsümde hangi yöne açmış tek gülsün
yani ya bu eller öpülür, ya sen öldürülürsün.

-haydi iç de çay koyayım.



Ah Muhsin Ünlü

16 Mayıs 2013 Perşembe

Talael Bedru Aleyna




Ay doğdu Üzerimize 
Veda tepelerinden
Şükür gerekti bizlere
Allah'a davetinden

Sen Güneşsin Sen Aysın
Sen nur üstüne nursun 
Sen Süreyya ışığısın
Ey Sevgili Ey Resûl

Ey bizden seçilen elçi
Yüce bir davetle geldin
Sen bu şehre şeref verdin
Ey sevgili hoşgeldin..

15 Mayıs 2013 Çarşamba

Bilenler bilmeyenlere anlatsın..

Hadis ya da hadis-i şerif; İslam peygamberi Hz. Muhammed'in sözlerine verilen addır. Bu tabir diğer peygamberlerin sözleri için kullanılmaz, Resullullah'a hastır.

O'nun sözlerini ezber edip- hıfzedip nakil edenlere "Rav'i" denir. Hadis paylaşımında yazan isimler; Buhari, Tirmizi, Beyhaki vs .. bu ravilerden derlenen hadis külliyatlarını hazırlayan büyük fıkıh alimleridir.. Paylaşılan sözlerde, alta bu isimlerin yazılmasının amacı, kaynağı belirtmektir.

Örneğin;


Yani, bu söz Tirmizi'ye ait değildir. Resulullah'ın sözüdür, Tirmizi hadis külliyatının derleyenidir.

Yanlış anlaşıldığını gördüm bir kaç yerde, not düşmek istedim =)


Ayrıca, hadislerin derlenmesi ile ilgili kısaca bilgi edinmek isteyen şu notlara bakabilir;

http://www.sorularlaislamiyet.com/qna/168280/fawa.html


11 Mayıs 2013 Cumartesi

Dip not:




İtiraf ediyorum. Hepsini atamadım.

**Mitoloji notlarımı, Plath'ın Ariel'i - journali ve Poe'lu short stories'i sakladım.

10 Mayıs 2013 Cuma

b. keskin

kapı

geç benden, ben dururum, ben beklerim, geç benden,
ama nereye geçersin benden ben bilemem.

dediler ki, olgun bir meyve var sabır perdesinin ardında,
dünya sana sabrı öğretecek, olgun meyvenin tadını da.

dediler ki, şu ağaçlar gibi bekledin, şu ağaçlar gibi hayal,
şu ağaçlar gibi kederli.

açıldım, kapandım, açıldım, kapandım, gördüm
gelenler kadar gidenleri de,
hani sabrın sonu, hani gamlı eşek, pervasız nar nerde,
hani bahçe?

biri gelse.. biri görse.. biri gelmişti.. açmıştı.. durmuştu..
duruyor hala bende.

kaç zamandır çınlıyor içimde bu boşluk, kim
kıydı, bahçenin şen duluydu, karşımda duran dut?
en çok onunla bakıştımdı, bir kere olsun dilegelsindi,
çok istedimdi.

bana kalsa susardım daha, ama dilimdeki paslı kilit çözülür belki,
sapaya kaçmış cümlem uğuldar, içimin kurtları kıpırdar diye
gıcırdandım takatsız.

gördüm hepsini, gördüm hepsini, sabrın sonunu!
biri gelse, biri görse, şimdi,
rüzgar sallıyor beni...


ah bir ataş ver..

"kar havası gibisin dışarda
içimde elmanın dişlenişi"

**
"...

sen güzel insansın
herkes biliyor bunu
yaramı alıp uzak şehirlere gidiyorsun
-saçlarımı düz bir denize ısmarlıyorum


utanma! ayıp değil ki bu
bak ben utanıyor muyum?
kanayana kadar dizlerim, misket oynarken
hem, unutma herkes birilerinin yarasını taşır uzaklara."






Birhan Keskin

8 Mayıs 2013 Çarşamba

dün

dün üniversitede edindiğim tüm edebiyat kitaplarımı, milyon dolar değerindeki ders notlarımı ve bilimum benzer şeyleri attım.

not düşmek istedim.

senelerdir lazım olacak diye saklıyordum fakat düşündüm de,
lazım olsa bile faydası olmuyor. adamı al aşağı ediyorlar bunlar, lüzumsuz.

dangalak

Rahmetli halam şöyle derdi; "Akıl, akıl.. Gel s*kime takıl." Karadenizliyiz de biz. Biraz hırçın ve dobra bir ailem vardır. Vardı. Var.

Neyse, konumuz bu değil.

Konumuz nedir Allah aşkına? Allah aşkı? ?!

büyük harf için şifte basmaktan da yoruldum artık yeter. sigara ne iyi, zaman öldürücüdür. yarabbim, olmasa neyi yakıp içimize sokacak, soluyacak ve de dışarı üfleyecektik.

EYLEME BAK!

yakıyosun, içine çekiyorsun, dışarı atıyorsun. mütiş üçlü.

bu sebepledir ki, benzer hazzı veren, elde etmesi günlük ve kolay başka bir muadili olmadığı sürece sigarayı içeceğim. bundan sana ne?

Konumuz bu değil.

Bu arada, sigarayı bırakalı 2 ay olacak, sigarayı bırakıp tütün sarmaya başladım. yeni bir eylem oldu, can sıkıntısına iyi gelir, sana da tavsiye ederim. hem uğraş oluyor, keyifli, hem de diğeri gibi habire hazır paketten çekip içmediğin için fazla içemiyorsun, balgamı tükürüğü yok, geniz akıntısı yapmaz, sabahları mis gibi uyanırsın, ve de vinston-lucky strayk gibi leş kokusu ve diş sarartması da yok.

Ne yaptın kızım, tütüncü dükkanın mı var, bu ne reklam ?!

Neyse, konumuz bu değil.

                                                                                                                   Ara Kafe- Mexico usûlü çiko

gene şiftle büyük harfe geçmişim. görüyorsun ya, şekil takıntısı malum, kolay kolay aşılmıyor.
pekçokşeygibi.


neyse, konumuz bu değil.

konumuz yok be dangalak. hala anlamadın mı. konusuz film bu.

hard core yaşıyoruz.

konu bulup da canımızı sıkmaya gerek yok. otomatiğe bağlayınca acının tadından yenmez. tatlı da daha bir tatlı gelir.

yorumlamam budur.

8 Mart 2013 Cuma

Gül Kokuyorsun / Edip Cansever


 Gül Kokuyorsun


Gül kokuyorsun bir de
Amansız, acımasız kokuyorsun
Gittikçe daha keskin kokuyorsun, daha yoğun
Dayanılmaz bir şey oluyorsun, biliyorsun
Hırçın hırçın, pembe pembe
Öfkeli öfkeli gül
Gül kokuyorsun nefes nefese.

Gül kokuyorsun, amansız kokuyorsun
Ve acı ve yiğit ve nasıl gerekiyorsa öyle
Sen koktukça düşümde görüyorum onu
Düşümde, yani her yerde
Yüzü sararmış, titriyor dudakları
Şakakları ter içinde
Tam alnının altında masmavi iki ateş
İki su
İki deniz bazen
Bazen iki damla yaz yağmuru
Mermerini emerek dağlarının
Şiirler söylüyor gene
Ölümünden bu yana yazdığı şiirler
Kızaraktan birtakım şiirlere
Büyük sular büyük gemileri sever çünkü
Ve odur ki büyüklük
Şiir insanın içinden dopdolu bir hayat gibi geçerse
O zaman ölünce de şiirler yazar insan
Ölünce de yazdıklarını okutur elbet
Ve senin böyle amansız gül koktuğun gibi
Yaşamanın her bir yerinde.



Gül kokuyorsun, amansız kokuyorsun
Bu koku dünyayı tutacak nerdeyse
Gül, gül! diye bağıracak çocuklar bütün
Herkes, hep bir ağızdan: gül!
Ve her şeyin üstüne bir gül işlenecek
Saçların, alınların, göğüslerin üstüne
Yüreklerin üstüne
Bembeyaz kemiklerin
Mezarsız ölülerin üstüne
Kurumuş gözyaşlarının
Titreyen kirpiklerin üstüne
Kenetlenmiş çenelerin
Ağarmış dudakların
Unutulmuş çığlıkların üstüne
Kederlerin, yasların, sevinçlerin üstüne
Ve her şeyin üstüne bir gül islenecek.

Bir rüzgar, bir fırtına gibi esecek gül
Yıllarca esecek belki
Ve ansızın dünyamızı göreceğiz bir sabah
Göreceğiz ki
Biz dünyamızı gerçekten görmemişiz daha
Geceyi, gündüzü, yıldızları
Görmemişiz hiç
Tanışmaya komamışlar bizi güzelim dünyamızla.



Öyleyse dostlar bırakın bu yalnızlıkları
Bu umutsuzlukları bırakın kardeşler
Göreceksiniz nasıl
Güller güller güller dolusu
Nasıl gül kokacağız birlikte
Amansız, acımasız kokacağız

Dayanılmaz kokacağız nefes nefese.

/ Edip Cansever

Trouble


Pervazıma bi kuş kondu.
Baktı bir süre, -kısa
Sonra çekip gitti, ya ne yapacaktı.

7 Şubat 2013 Perşembe

Anlar

"Aşk, sevdiğimiz kişinin mazisini de ele geçirmemizi ister bizden...Aşk, birlikte yaşanmamış zamanları da ele geçirmek ister." 

"Bazı anlarda yüzün aldığı bir ifade, sevenin belleğinde sonsuzlaşır, insan o ifadeyi her şeyden çok daha fazla özler. O yüzün sahibiyle günün birinde darıldıktan, ayrıldıktan, hatta ondan nefret ettikten sonra bile, o ifadeyi özler. Bir andır o, ama bütün zamanlara siner."


Murathan Mungan / Üç Aynalı Kırk Oda


3 Şubat 2013 Pazar

Oysa


"Oysa hiç de sen değilsin benim sevdiğim. Senden daha fazla bir şey, senin aracılığınla bana bağışlanan kendi varlığımdır."
___________________________
Franz Kafka - Milena'ya Mektuplar

çarls bukovski

Bir çiçeğin büyümesi bizi ne kadar kederlendiriyorsa, ölüm de o kadar kederlendirmeli. Korkunç olan ölüm değil, yaşanan ya da yaşanamayan hayatlardır. İnsanlar hayatlarına saygı duymuyorlar, işiyorlar üstlerine, sıçıyorlar. Geri zekalılar. Tek düşündükleri düzüşmek, sinema, para ve düzüşmek. 

 
Hiç düşünmeden yutuverirler Tanrı’yı, hiç düşünmeden yutuverirler Vatan’ı. Çok geçmeden düşünme yeteneklerini yitirir, başkalarının onlar için düşünmelerine izin verirler. Pamuk beyinliler. Görünümleri çirkin, konuşma biçimleri çirkin, yürüyüşleri çirkin. Yüzyılların olağanüstü bestelerini çalın onlara, duymazlar. Çoğu insanın ölümü bir aldatmacadır. Ölecek bir şey kalmamıştır geriye..

Charles Bukowski

31 Ocak 2013 Perşembe

Yumurtalar

-Sonra geç oldu,

 ikimiz de gitmeliydik ama Annie`i gormek yine de iyiydi. Onun ne kadar harika bir kız olduğunu düşünmüştüm, onu tanımanın güzel olduğunu ve aklıma o eski fıkra geldi hani adam doktoruna gider de “doktor kardeşim fıttırdı.” der “kendini tavuk sanıyor.” Doktor da ona “ee? getirseydin ya tedavi ederdim.” deyince adam: “iyi ama doktor yumurtaları çok işime yarıyor.” Galiba ben insan ilişkileri hakkında aynı şeyi hissediyorum. Çok akıl dışı, mantıksız hatta saçma olduklarını bilseniz de sürdürmeye çalışıyorsunuz; 
çünkü hepimizin yumurtalara ihtiyacı var.


'' Replik - Annie Hall (1977) ''

28 Ocak 2013 Pazartesi

Çay Bardağı

- Çayınızı nasıl alırsınız?
- Düş manzaralı olsun lütfen
- Çay mı?
- Hayır. Bardağın içindeki…
- Ama ben size çayı nasıl alacağınızı sordum…
…- Bir bardak çay getirterek sizi basitleştirmemi mi yoksa bardağın içine bir düş sığdırarak yüceltmemi mi istersiniz?


Garsona doğru döndüm sonra:

- Pardon müziğin sesini kısabilir misiniz biraz?
- Efendim müzik çalmıyor ki şuan.
- Dün gece çaldığınız müzik hâlâ yankılanıyor demek. O zaman dünün sesini kısabilir misiniz?
- Efendim dünün olması da mümkün değil. Biz dünleri sabah erkenden paketleyip bayiye bırakıyoruz.
- O zaman yarın çalacağınız müzik beni şimdiden rahatsız etti. Lütfen yarın kısın sesini…
___________
Y. Bektaşoğlu

27 Ocak 2013 Pazar

Aşknâme

-Sanık, ayağa kalk. Pazar sabahı saat 08:00 sularında Bakırköy Özgürlük Meydanı'nda sek sek oynayıp, 5'ler bom'a geldiğinde ise avazın çıktığı kadar “Sevgiliyi hayatından daha az seven aşığa lanet olsun..” diye tek ayak üzerinde bağırdığın doğru mu?

*Evet hâkime hanım.

-Üstelik sözler de sana ait değilmiş, İskender Pala'dan alıntı yapmışsın, buna ne diyeceksin?

*Doğrudur hâkime hanım. Ben fakirin ne sözü olur ki desin..

-Yaz kızım; İkâmet: Bakırköy, Meslek: Âşık. Gereği düşünüldü;
Sanığın bundan sonra İskender Pala okumamasına, Pazar sabahları 12'ye kadar uyumasına ve müebbet olarak 5'ler boma gelince susmasına karar verildi.



"Sevgili eşiğinde ölene değil sağ kalana şaşmak gerekir, der bir bilge ama ben senden uzakta, aşkınla hasta ama aşk sayesinde sıhhatteyim."

"Gülüm, nergisim, nesterenim, güzeller ve güzellikler şahım, âşık ağlayan olur derler, bağışla bunca cüretsiz sözlerimi... "

İskender Pala / Aşknâme

Günah

Onu bunu bırak, banyoda ellerimi kurularken öylesine kafamı çevirdim

ayna

göz göze geldik, birden şaşırıp durdum. Havluyu bıraktım, yüzümü döndüm aynaya. Biraz bakındım, yaklaştım sonra. Daha fazla bakındım, inceledim sağımı solumu,

Gençmişim yahu ben. Bayağı güzelmişim de üstelik.

Yemin ediyorum hem sevindim hem şaşırdım.

Sonra şaşırmama üzüldüm.


Ey benim güzel Allah'ım, bir kaç saniyede insan bu kadar çok duyguyu karıştırıp içer mi?

Bi dikişte? Fondip? Shot?

Günah ulan.



Zehretme Hayatı

'Z' ehretme hayati bana cananim
'E' lemlerle doldu benim her anım
'K' ederimle yanıp sönse de canım
'İ' nan ki ben sana yine hayranım

Zeki Müren’in ilk bestesi. Akrostiş sanatı yaparak dizelerin ilk harflerinden kendi ismini oluşturmuş.

Makam: Acem-Kürdî ♥


B' ah 'ar

Baharda doğan kadınlar yeni olurlar hep, 'yağmur sonrası' kokarlar, renklidir gülüşleri..

İçin açılır..

Sevecen, şefkatli, anaç olurlar. Hayat verirler bi kere.. Hem de karşılık beklemeden. 'Doğa'dırlar işte, doğaldırlar.

Ama kıştan çıkmışlıkları durur ellerinde, yüzlerinde, sırtlarında, beyaz sırtlarında.
Sevin işte onları ..

Diyeceğim o ki; kıymayın.



26 Ocak 2013 Cumartesi

The Pianist


Çok ömrümüz varmış gibi,


Bir de beklemeyi öğretiyor bize hayat.

-

               

25 Ocak 2013 Cuma

Mâlum

Bilemeyiz, hiç bilinir mi? 
Büyük bi bilinmezlik abidesi herkesler başlı başına. 
Ne mâlum o konuşanın içinde belki deniz, belki nehir? 
Ne mâlum beriki çölleri aşmıştır yahut dağları? 
Nereden bileceksin dün aç mı yattı ya da yattı mı? 
Bilemeyiz, hiç bilinir mi? 
Tek bilinen bilinmeyene ustaca bilgiçlik taslamaktır, 
-çocuklardan beter.

Çocuklar hiç değilse saftır.



sab.

24 Ocak 2013 Perşembe

Hâl Bu Ki

Boşluğuma çalışıyor bu sessizlik,
Zayıf yerlerimi kolluyor sınır komandoları

Hâlbuki geçmeyecektim ben,

Yürüyorum yalınayak bırakın
Az durun da başım göğe kalksın şuncacık yolculuğumda

Hatta selâm verirdim size ben, 
Sonra onlara, şunlara, o ötedekilere de.. 
Belki çıkınımdan bölüşür, mataramdan paylaşırdım..

Az durun da!
Geçmiyorum o yana ben, korkmayın. 
Yürüyorum yalınayak, inanmazsanız üstümü arayın
Zaten hep altıma kaçırdım, siz üstümü arayın..


Sabtrikos

23 Ocak 2013 Çarşamba

Tutunamayanlar

“Piyano çalmayı çok isterdim,” dedi donuk bir sesle. “Şimdi piyanoya oturur, kelimelerle ifade etmekte güçlük çektiğim bütün duygularımı, acılarımı tuşlara dökerdim.

Bazen şiddetli, bazen yavaş basardım onlara. 

Kim bilir ne ince ayrıntıları vardır o dokunuşların? 

Kelimeleri daha önce öyle kötü yerlerde kullanıyoruz ki, kirletir diye korkuyoruz duygularımıza dokunursa. 

Seslerin başka türlü bir dokunulmazlığı var.”

Oğuz Atay 

21 Ocak 2013 Pazartesi

gene Halil Cibran

Söyle bana, Sevgili Dostum, söyle, bu dünyada ruhunun dilini anlayan kaç kişi var? Merak ediyorum, seni sessizliğinde dinleyebilen, ya da sükunetinde anlayabilen ya da diğer evler arasındaki bir evde onun önünde otururken yaşamın kutsallıklarının en kutsalında sana eşlik edebilen birine kaç kez rastladın?
Söylemek istediğim sözleri sessizliğin ta yüreğine koyuyorum, çünkü sessizlik tüm sözlerimizi sevgiyle, hevesle, inançla saklar. Ve sessizlik, Sevgili Dostum, dualarımızı ya her nereye istediysek oraya taşır, ya da Tanrı’ya ulaştırır.
Tüm insanlar içinde ruhuma en yakın olanı, yüreğime en yakın olanı sensin, ruhlarımız ve yüreklerimiz asla kavga etmez. Sadece düşüncelerimiz kavga eder ve düşünceler sonradan edinilir, çevreden, çevremizde gördüklerimizden, günlerin bize getirdiklerinden kazanılır; oysa ruh ve yüreklerimiz, düşüncelerimizden çok önce içimizde yüce bir özce oluşturuldu biliyorsun…

18 Ocak 2013 Cuma

-ebilir


Gitmenin de kendine has bir mevcûdiyeti var.
O da bir varlık.
Tüm varlıklar Allah ile var.
O halde gitmek de Allah ile olur.

Yani gidinilebilir.



Karanlığın Gözleri

Bir şiirden 3 roman, 2 film, 5 öykü çıkar mı? Çıkar. Şiir bu sebeple hem kolay hem zor olandır, bu sebeple yine kıymetlidir, seveni az, kıymet bileni nadir, yazmaya çalışanı pek çok ama yazanı az olur.
Sözü Ümit, Yaşar ve de Oğuzcan abilere bırakıyorum.


**
şimdi yoksun
seni düşünebilirim artık
tutar ellerini öperim uzun uzun
kimseler ayıplayamaz beni
yokluğunda seni nasıl sevdiğimi anlayamazlar

işte gözlerin işte dudakların
senin olan ne varsa karşımda duruyor
ayaklarını dilediğim yere götürebiliyorum artık
sevdiğim şarkıları söyletiyorum dudaklarına
ve hoyrat ellerimle seni
her gün biraz daha güzelleştiriyorum
bütün resimler sana benziyor

hayret
bütün aynalarda sen varsın
nereye gitsem peşimden geliyorsun
şimdi sigarasın dudaklarımda
biraz sonra beyaz bir kağıt
ve akşam içtiğim bir kadeh içki olacaksın
kimse yokluğunda bunca sevilmedi
kimse yokluğunda ilahlaşmadı bu kadar
saçların böyle daha güzel
sen daha güzelsin
gelecek mutlu günlerin ışığında
her şey daha güzel

ne var ki ayrılığın adı kötüye çıkmış
yoksa bin yıl daha yaşamak isterdim
ve seni bin yıl daha
ayrılıklar içinde sevmek isterdim

umutsuzluğa düştüğüm anlar oluyor
hiç gelmeyeceksin sanıyorum
o zaman kurşun gibi bir korku saplanıyor kalbime
katran gibi bir yalnızlıktır sarıyor içimi
yalnızlığımdan utanıyorum...
beni sevmesen ölürdüm 



beni sevmesen çakıl taşıydım şimdi

beni sevmesen bir duvar gibi sağırdım
kördüm bir at kadar
ölümden acıydım,ölümden beterdim
beni sevmesen
dünyayı bütün insanlara zindan ederdim
beni bunca saracak ne vardı,kanıma girecek
gözbebeklerime oturacak
bir senfoni gibi kulaklarımdan eksilmeyecek
ne vardı hiç karşıma çıkmasaydın
bu kör olası gözler görmeseydi seni
ne vardı güzelliğini hiç bellemeseydim
bir dua gibi bellemeseydim adını
ne vardı bütün gece gözlerimi tavana dikerek
seni düşünmeseydim...
Belki karşımda değilsin,yanılıyorum
bu gözler senin gözlerin değil
aldatıyorlar beni
karanlığın gözleri olmalı bunlar
bana böylesine keder veren
gülmeyi,yaşamayı haram eden
bir karanlığın gözleri olmalı...

Öyleyse sana hiç yaklaşmayacağım
Yalan bu geçici sevinç,bu nur,bu ışık
bu karanlığın ortasında yanan alev gözler
bu bir kadeh içki aydınlık

Ne dedimse inanma!
Seni değil kendimi kandırıyorum
Sen istediğin kadar varlığın kendisi ol
Ölümsüzlüğün ta kendisi
Ben günden güne yok olmaktayım
Bütün ışıkları kaldırıp attım bir yana

Anlamıyor musun?
Gökyüzü güneş olsa
Sende karanlıktayım . . .

Ümit Yaşar Oğuzcan

14 Ocak 2013 Pazartesi

Sudaki Köpek

Vaktiyle adamın biri Sûfi Ebû Bekr-i Şiblî 'ye (Ö. 945)

– Bu yolda ilk önce kim sana kılavuz oldu, diye sordu.

Şiblî şu cevabı verdi:
– Bir gün su kıyısında bir köpek gördüm. Öyle susuzdu ki bir zerrecik takati kalmamıştı. Suda gördüğü kendi aksini başka bir köpek sandığından korkuyor, su içemiyor, su kıyısından kaçıyordu.
Nihayet susuzluktan perişan bir hale geldi. Dayanamadı, birdenbire kendini suya attı. Böylece korktuğu diğer köpek kayboldu, gözünün önünden gitti. Yani düşmanı yine kendisiydi, o an ortadan kalkıverdi.
Bu hakikat bana böyle apaçık görününce iyice anladım ki nefsim bana perde. Bunun üzerine kendimde fani oldum, nefsin arzularını terk ettim ve işim yoluna girdi. İşte bu yolda bana ilk önce bir köpek böyle kılavuzluk etti.

Ey oğul! Sen de kendi gözünün önünden kalk! Sana perde olan sensin. Sende bir kıl kadar varlık kalsa ayağına ağır bir zincir vurmuş demektir.

9 Ocak 2013 Çarşamba

Yenilgim

..

"Yenilgi, yenilgim, benim gözü pek yoldaşım, 
Sen benim şarkılarımı, haykırışımı ve sessizliğimi işiteceksin, 
Ve senden başka hiç kimse kanatların vuruşunu konuşmayacak benimle, 
Ve denizlerin, 
Ve geceleyin yanan dağların kışkırtıcılığını; 

Ve sen sarp ve kayalık ruhuma tek başına tırmanacaksın. 

Yenilgi, yenilgim, ölümsüz yiğitliğim, 
Sen ve ben fırtınaya birlikte güleceğiz, 

Ve içimizde ölen her şey için mezarlar kazacağız,

Ve güneşin altında istekle dikileceğiz, 
Ve biz tehlikeli olacağız.”


Halil Cibran

Asaf mı?

Asaf mı dedi biri?
-Hiç Sevmem! ;)


unutturmayacağım, seni yaşatacağım, 

kendimi çoğalttıkça seni kuşatacağım, 

her zamanda, her yerde sen bende yaşadıkça 

sen evreninde sana seni aratacağım.

Ö.A.

6 Ocak 2013 Pazar

İçimizdeki Şeytan

Bugün Sabahattin Ali'nin bir başka kitabına başladım. Daha iki sayfa olmadan kalem arandım, çizmek için. Acaba üst üste okumasam mı, ne etsem.. Kafam bu hususta biraz bulanık, gene de akışa bırakıp sayfalarda gitmeye devam ediyorum..
Hâlbuki kitapların arasında süre olmalı, birini iyice sindirmek için en az 3-4 gün geçirmek, üzerine düşünmek lâzım gelir.. Ben öyle alıştım. Alışkanlıklarımın değişip durmasına da alıştım ya, neyse.. Var bi bit yeniği..

***

"Sen dünyada ne kadar antikalık yapmak istersen, hayat da önüne o kadar gündelik hadiseler çıkarıyor. Korkuyorum ki bu, ömrünün sonuna kadar böyle devam edecek ve sen dünyanın parmağını ağzında bırakacak bir iş beceremeden rahmet-i Rahman'a kavuşacaksın" 

diyor Nihat, Ömer'e. 

İçimizdeki Şeytan / Sabahattin Ali

5 Ocak 2013 Cumartesi

Çizdiklerimden

"Bir kitabı okurken geçen iki saatin, ömrümün birçok senelerinden daha dolu, daha ehemmiyetli olduğunu fark edince; insan hayatının ürkütücü hiçliğini düşünür ve yeis içinde kalırdım." 


"Bir ruh, ancak bir benzerini bulduğu zaman bize, bizim aklımıza, hesaplarımıza danışmaya lüzum bile görmeden, meydana çıkıyordu.."

"Evden çıktıktan sonra bir şey unuttuğunu fark ederek duraklayan, fakat unuttuğunun ne olduğunu bir türlü bulamayarak hafızasını ve ceplerini araştıran, nihayet, ümidi kesince, aklı geride, ileri gitmek istemeyen adımlarla yoluna devam eden bir insan gibi üzüntülüydüm."

"İnsanlara kızmama imkân yoktu, çünkü insanların en kıymetlisi, en iyisi, en sevgilisi bana en büyük kötülüğü etmişti; diğerlerinden başka bir şey beklenebilir miydi?

..hayatta en güvendiğim insana karşı duyduğum bu kırgınlık, âdeta bütün insanlara dağılmıştı; çünkü o, benim için bütün insanlığın timsaliydi. "



Kürk Mantolu Madonna

anlat heycanlı oluyo


2 Ocak 2013 Çarşamba

My Dear

It's not the gifts, the songs, the poems or kisses,

                                                                                    It's about the look on your face and the tone of your voice,

My dear..

Aşk mı dediniz..

Bana göre aşık öyle olmalı ki,

Şöyle bir kalkınca, her tarafı ateşler sarsın;

Her tarafta kıyametler kopsun ..
Cehennem gibi olmalı, 
Cehennemi bile yakıp yandıracak bir gönül istemeli ...

Ki o gönlün önüne iki yüz deniz çıksa, 
Hepsini de yaksın, yandırsın ... 

Onun tek bir dalgası bilindik denizlere taş çıkartsın. 

Şems-i Tebrizî

incir

-Sen bunu zaten atlatamamıştın..


- E evet, elbette. Bu durumda daha da hassas olmak gerekirdi, değil mi? Dost dediğin ne yapar? Sen  ocağına incir ağacı dikene teşekkür ediyor, incirlerinden yiyorsun. Ağaç güçlü, yayılıyor, ev yıkılıyor.. Sen karnın doyurmak peşinde..

Doğru, ben bunu zaten atlatamamıştım.